26 Aralık 2010 Pazar

Paul Smith - Story (2006)

"Story tıpkı adı gibi; sanki açılıştan uçana kadar gelişip tamamen değişerek size giriş, gelişme, sonuç şeklinde bir hikayeyi anlatıyor.."  



İşte son yılların en başarılı parfümlerinden bir tanesi. Henüz yeni piyasaya giren Paul Smith markası, gelir gelmez ortalamanın üstü kalitede parfümlerle piyasayı bombardımana tuttu. Story' de bunların en iyisi olarak tüm parfüm ortamlarında kısa sürede adından bahsettirmeyi başardı. 2006 çıkışlı parfüm erkek parfümlerinde pek görülmeyen meyveli-çiçeksi tarzda. 

Story' nin harmanı:

üstte: greyfurt, bergamut, sarmaşık
ortada: yasemin, gül
altta: misk, amber, sedir, kabe samanı

notalarından oluşuyor. Story ile ilgili söylenecek çok şey var aslında. Genelde bu kadar başarılı parfümlerin incelemelerini yazarken aklımdakilerin hepsi parmaklarımdan bir anda dökülmek istiyor, heyecanlanıyorum. Sakin olup, adım adım işleyelim. Harman; evet dikkatinizi çektiği üzere harmanı gayet sade. Aslında yeterli de. Bir parfümün başarılı olması için mutlaka iki düzine nota içermesi gerekmiyor. İlginç bir şekilde story bu sınırlı harmana rağmen içerisinde oldukça güzel geçişler barındırıyor. Harman tamamen doğal, canlı ve taze. Genel olarak oldukça hafif, yumuşak, fresh diyebileceğim tarzda bir koku. Harmandaki misk ve amber notaları yapay yoldan elde edilen notalar olmakla beraber bunlar terre d'hermes' de olduğu gibi gayet kaliteli notalar. Kesinlikle ucuz sentetiklik yok.


Kokusuna gelirsek; Story, gigli man ile oldukça fazla benzerlik taşıyor. Gigli man incelememde ikisinin benzerlikleri ve farklarından bahsetmiştim. Ama yine kısaca özetlersem gigli man mandalinaya odaklanıp, sonra nemli odunsu notalar şeklinde kokan, asidik, tene yakın, çok canlı bir parfümken, story turunçgillere özellikle de greyfurta daha fazla odaklanıp sonra bunu yumuşak ve güzel çiçeksi notalarla bağlayıp ardından miskvari şekilde devam eden fark edilirliği daha yüksek bir parfüm. Bu bakımdan gigli man biraz daha genç işiymiş gibi görünürken( ki aslında öyle değil), story daha oturaklı, genç ve modern centilmen erkek kokusu gibi. Ama ikisi de özünde turunçgilli, hafif, ferah ve yaz ve ilkbahara uygun kokular. İkisinin de uygun yaş grupları 20 ve 30lar.



Kokunun açılışı dolgun bir sarmaşık ve greyfurt karışımı şeklinde. Bu ilk başta ağır bir koku imajı verse de parfüm kısa sürede oturuyor. Sonra araya çiçeksi notalar da giriyor. Ancak ilginç bir şekilde dolgun çiçeklere rağmen hiçbir feminenlik yok. Bir erkek parfümünde çiçeksi notalar ancak bu kadar iyi kotarılır. Parfüm bir süre böyle devam ettikten sonra bu genel koku tamamen kayboluyor ve bu sefer misk, sedir ve kabe samanı karışımı bir beyefendi kokusu ortaya çıkıyor. Ancak bu değişim son derece bariz. Sanki iki farklı parfüm kullanmış kadar oluyorsunuz. Endişelenmeyin; bu iki faz birbirine uyumlu olarak gelişiyor ve uçarı değiller. Story tıpkı adı gibi; sanki açılıştan uçana kadar gelişip, tamamen değişerek giriş, gelişme, sonuç şeklinde size bir hikayeyi anlatıyor. Ben şimdiye kadar bunu Story kadar kuvvetli ve güzel yapan başka bir parfüm görmedim. Ona yaklaşanı bile görmedim. O yüzden burnunuza güveniyorsanız ve harman analiz etmeyi seven biriyseniz story bulunmaz nimet.

Kalıcılık ve fark edilirlik gibi konularda yine benzeri gigli man ile karşılaştırsam; Story fark edilirlik olarak daha iyi, gigli kalıcılık olarak. Gigli altlarda, tene yakın olarak uzun süre devam ederken, Story kendini göstere göstere devam edip, daha kısa sürede uçuyor. Özetle harmanı çok ilginç ve başarılı, kokusu farklı ve gayet güzel. Gigli man ile birlikte benim en favori hafif-fresh parfümlerimden. 


Kalıcılığı ortalama, arada bir tazelemek iyi oluyor. Fark edilirliği iyi. Uygun yaş grubu 22-35 arası. Story biraz daha versatil bir koku olarak bence dört mevsimde de kullanılacak bir parfüm. Modern, kültürlü genç centilmen kokusu. Hatta tam bir nerd kokusu. Tam olarak aynı olmamalarından dolayı gigli man ile aralarında seçim yapmak imkansız. Ama gigli man'i seviyorsanız story' e de bayılırsınız. Bence ikisi de koleksiyonda bulunmalı. Mutlaka deneyin diyorum.

J del Pozo - Quasar (1994)

"Quasar güzel düşünülmüş bir konseptte, başarısız olmuş bir deneme.."
 



Quasar, ülkemizde pek bilinmeyen J del Pozo' nun fresh, sucul tip parfümü. 94 çıkışlı parfüm meyveli aromatik tarzda. 

Quasar' ın harmanı:

üstte: meyve notaları, muz yaprağı
ortada: biberiye, lavanta, adaçayı, sardunya
altta: sandal ağacı, silhat, meşe yosunu, sedir 

notalarından oluşuyor. Orta ve alt harmandaki notalara çok fazla aldırmanıza gerek yok. Çünkü bunlar çok zayıflar. Üst harman daha dolgun. Harmanı çıkış dönemine rağmen biraz vasat yapıda kalıyor. Tam bir uyum yok, notalar kendi aralarında geçişler yapıyorlar. Sentetiklik az miktarda mevcut. 


Kokusuna gelirsek Quasar oldukça hafif yapılı, sucul tip denilecek fresh bir parfüm. Fakat tam standart bir sucul değil. Araya giren meyve notaları onu farklı bir sucul yapmış. Açılışı oldukça sulandırılmış çok hafif muz kokusu şeklinde, bunu çeşitli yumuşak meyveler de destekliyor. Biraz sonra sedir, meşe yosunu, biberiye gibi notalar ortaya çıkıyor. Genel yapısı bu şekilde. Başta muz ve çeşitli meyveler eşliğinde, hafif yeşil notalar. Hafif keskin, dipte her daim muz duyulabilen, yeşilimsi ama sucul bir koku. Sanki her şeyden biraz barındırsın mantığında gibi. Olmuş mu? 


Olmamış. Potansiyeli varmış ancak, yeterli doğallıkta ve dolgunlukta olmayan harmanından dolayı, koku ne kalite olarak ve dolgunluk olarak istenileni verebiliyor. Evet hafif ve sucul bir koku ancak üzerinde bir perde varmış gibi. Notaları canlı, temiz doğal değil. Gri notalar. Solgun notalar. Ağır ya da sert değil ama o beklenilen coşkuyu veremiyor. Üstüne üstlük, kalıcı da değil. İlk sıktığınızda dahi oldukça zayıf ve cılız bir kokuyken, 1 saat gibi bir sürede tamamen uçuyor. Belki benim tenimde bu şekilde davranmış olabilir ancak genel yapısının oldukça zayıf ve çok fark edilir olmayan bir koku olduğunu bilin. Kokusu da bunları hazmettirecek kadar başarılı değil .Yeşil renkli çamaşır yumuşatıcılarının kokularını andırıyor. Yarı keskin, yarı tatlı, yarı hafif. 

Özetle Quasar güzel düşünülmüş bir konseptte, başarısız olmuş bir deneme. Ki zaten tutmamış olmasından dolayı da parfüm ortamlarında fazla adı geçmiyor. Ha belki sürekli sucul, yazlık kokular kullanan, parfümde kriterlerini düşük tutan, beklentisiz kullanıcılar beğenebilir, ama verdiği paranın hakkını arayanlar beğenmeyeceklerdir. 

Kalıcılığı kötü, fark edilirliği ortalama altı, zayıf bir koku. Uygun yaş grubu 16-22. Daha ziyade yaz ve ilkbahara yönelik bir parfüm. Çok cılız yapısından dolayı daha ziyade iç mekanda kullanılabilir. Bence olmamış bir parfüm. Tavsiye etmiyorum.

Givenchy - Insense Ultramarine (1994)

"Givenchy'nin tarihinde çıkardığı en başarılı olmuş koku.."



İşte ülkemizde de çok sevilen ve sanıyorum şu anda blogda okunma oranlarına göre en popüler parfüm olan Le Male' ın tahtını ele geçirecek parfüm. Insense Ultramarine. 1994 çıkışlı meyveli aromatik parfüm bana göre olması gerektiği gibi olan parfümlere bir örnek. Nedenlerine geçmeden önce parfümü biraz analiz edelim.

Insense Ultramarine' in harmanı:

üstte: kuş üzümü, kasnı sakızı, bergamut, karpuz
ortada: manolya, karanfil, süsen, nane, adaçayı, inci çiçeği, kakule
altta: sedir, kabe samanı, tütün


notalarından oluşuyor. Givenchy ilginç bir firma. Eski parfümlerini saymazsak hemen her parfümünde belirli bir sentetiklik ve köşelilik var. En son 3. sınıf berbat parfümlerini saymazsak aslında bu durumu oldukça iyi kotarıyor. Insense ultramarine ise 94 çıkışlı bir parfüm olarak güvenli bir parfüm. Biliyorsunuz bu aşırı sentetik parfüm furyası 2000lerde başladı. Insense Ultramarine' in harmanında da çok hafif sentetiklik olsa da bu yine rahatsız etmeyen kabullenilir bir sentetiklik. Kullanıma pek etki etmiyor. Harmanın uyumu oldukça başarılı. Notalar çok fazla ortaya çıkmıyorlar, genel olarak iyi karışıyorlar. Çok homojen olmasa da homojene oldukça yakın tek bir tatlımsı fresh koku veriyorlar. Alttaki tütün sedir gibi notalar pek baskın değil. Oranları iyi ayarlanmış. Parfüm uçana kadar hafifliğinden pek birşey kaybetmiyor. Ayrıca genel kokusu da uçana kadar aynen devam ediyor. Bu bakımdan beğenmesi ve kullanması kolay bir koku.

Kokusuna gelirsek, insense ultramarine, ülkemizde kenzo, le male gibi kokularla birlikte en popüler kokulardan olduğu için aslında kokuyu açmama fazla gerek yok. Hemen hepinizi biliyorsunuz. Çok hafif tatlımsı meyvelerle açılan, karpuzun yumuşak tatlımsı çiçeklerle birleştiği hem yumuşak hem de ferah bir koku. Sucul parfümler derecesinde fresh olmasa da buna yakın. Alt notalar yok gibi. İlk açılışı biraz çiğ, oturunca güzelleşiyor. Parfüme genel olarak üst notaları tarafından kibarca desteklenen orta notalar hakim. Bunlardan da daha ziyade inci çiçeği, manolya hakim notalar. Dolayısıyla parfümün gözünüzde canlandırdığı çok hafif tatlımsı, yumuşak açık mavi bir renk.Tam benzeri yok, kendine has. Belki Bulgari BLU'nun kadın versiyonunun biraz andırdığını söyleyebilirim.

Girişte parfümün olması gerektiği gibi olan kokulardan birisi olduğunu söylemiştim. Şimdi onun nedenlerine gelelim. Başarılı bir parfümden beklenilenler nelerdir? Güzel kokması, fark edilir ve kalıcı olması. Her ortama ve mevsime uyması, fazla ten seçmemesi, genele uyacak, herkes tarafından sevilebilecek olması değil mi? Bu kriterle genel kullanıcı için temel kriterlerdir. Parfüm hastaları artık bunlardan ziyade, parfümlerinde tema, sofistikelik, klaslık, yüksek kalite harman gibi beklentilere girseler de bu kişiler 100 kişide 3-4 kişi. Insense ultramarine'e baktığımızda genele hitap edecek hemen her özelliğe sahip olduğunu görüyoruz. Kokusu güzel, hemen herkes tarafından beğeniliyor. Hafif ve tatlımsı yapısıyla hem sıcak zamanlarda, hem soğuk zamanlarda rahatlıkla kullanılabiliyor. Kalıcılığı ortalamanın biraz altı olsa da son derece yüksek fark edilirliğe sahip. Arkasında çok bariz metrelerce iz bırakan parfümlerden. Pek ten seçme huyu da yok. E standart bir kullanıcı için daha ne olsun değil mi? 

Malesef hemen her konuda bu kadar başarılı olmasının getirdiği sıkıntı, çok fazla ele düşmüş ve herkes tarafından kullanılan bir parfüm olması. Yani evet parfümü kendinize kullanırsınız, başkalarının ne kullandığı önemli değildir ama gün içerisinde sizin parfümünüzden kullanan birden fazla kişiyle karşılaşınca parfümünüzün pek bir değeri kalmaz ve moraliniz bozulur. 


Malesef bu durum türk halkının klasik davranış tarzıyla alakalı; araştırmadan hep kulaktan duyarak hareket etmek. Öyle olunca hep piyasada dönen aynı 3-5 koku var. Bunun dışına pek çıkılmıyor. Halbuki insanlar araştırsa, okusa daha ne güzellikler var. Bilmiyorum belki de ben ve benzeri bloglara sahip kişilerin çabaları beyhude. Ben istiyorum ki  gigli man, story, armand basi gibi kokular da fark edilsin, sürekli aynı parfümlere takılıp kalınmasın.

Özetle Insense ultramarine, Givenchy'nin tarihinde çıkardığı en başarılı olmuş koku. 1994 çıkışlı olmasına rağmen hala eskimeyen, sevilerek kullanılan bir parfüm. Üretimini keser ya da yeniden formülize ederse çok büyük kitleleri üzer.


Kalıcılık bende ortalamanın biraz altıydı. Fark edilirliği çoğunuzun bildiği gibi çok iyi. İz bırakan parfümlerden. Uygun yaş grubu 18-30 arası. Her mevsime ve ortama uygun bir parfüm. Aşırı piyasa olduğu için düzenli kullanmayın ama herkesin koleksiyonunda bir şişesi bulunması gereken parfümlerden birisi. Tavsiye ediyorum.

Yves Saint Laurent - Kouros Cologne Sport (2003)

"Üst notaları turunçgiller bezeli, çok hafif ve sıcak havalarda düzenli kullanıma uygun bir light kouros.."



Cologne Sport, Kouros serisinin en güncel ve adından da anlayabileceğiniz üzere en hafif versiyonu. 2003 çıkışlı parfüm farklı bir tarzda. Tam ait olduğu bir grubu yok.

Kouros Cologne Sport' un harmanı:

üstte: ağaç kavunu, bergamut, mandalina, turunçgiller
ortada: yasemin, siklamen
altta: sedir, amber

notalarından oluşuyor. Kouros, Kouros Fraicheur gibi kokuları düşündüğünüzde harmanın ne kadar sade ve hafif olduğunu görmüşsünüzdür. Üst notalar tamamen hafif ve fresh notalar. Ortada yumuşak çiçekler, altta da sadece sedir ve amber notaları. Ne bal var, ne misk var, ne tütün var, ne misk var, ne de deri var. Dolayısıyla couros cologne sport bambaşka bir parfüm gibi duruyor. Nasıl koktuğuna gelmeden önce harman kalitesi üzerinde bahsedersem gayet doğal ve temiz olduğunu belirteyim. Hiçbir sentetiklik yok.


Gelelim kokusuna. YSL' nin kokularını kurcalarken fraicheur' u çok sevdiğimi söylediğimde bana en çok önerilen parfüm cologne sporttu. Herkes fraicheur'dan da hafif, çok ferah ama fraicheurdan daha kalıcı bir parfüm olduğunu söylüyordu. YSL' nin parfümlerinde gösterdiği özeni bildiğimden çekinmeden bu cologne adı ile sürülen kokuyu aldım. Pişman da olmadım. Şimdi, öncelikle parfüm gerçekten de pazarlandığı gibi gayet, hafif, ferah yaza uygun bir koku. Bariz şekilde fraicheur' dan da hafif ve fresh yapıda. Ancak genel karakteri olarak kourosları sadece andırıyor diyebilirim. Çünkü kouros fraicheur' un orjinal kouros'un koku olarak çok benzeri ancak gayet hafif ve düzenli kullanılabilir bir versiyonu olduğunu düşündüğümde cologne sport farklı bir parfüm. Evet çok hafif ancak o klasik kouros kokusu ve karakterinde değil. O maskülenliğe sahip değil. Kourosları ancak andırıyor. 


Cologne Sport'un bu yapısının pek çok kullanıcı için bir avantaj olduğunu düşünüyorum. Zira kouros'un kokusunu beğenipde, fazla kuvvetli ya da ağır olduğu için düzenli kullanımına, hatta kullanımına yanaşmayan pek çok parfümsever var. Yine çoğu kişi için fraicheur dahi istenilen  hafiflikte olmuyor. İşte burada devreye Cologne sport giriyor. Hafiflik ve yumuşaklık açısından kimsenin cologne sporttan şikayet edeceğini zannetmiyorum. Zaten tarz olarak L'eau D'Issey' e çok benziyor. 


Aynı o karakterde. Issey'in biraz daha pudramsı, üst notaları daha canlı greyfurt bezeli olanı diyebilirim Tabi o klasik kouros kokusu da çok hafif şekilde ortada. Dolayısıyla genele rahatlıkla hitap edecek bir parfüm. İkisi arasından ben her zaman bunu seçerdim.

Özetle kouros cologne sport pazarlanma amacına mükemmel uyan başarılı bir parfüm. Üst notaları turunçgiller bezeli, çok hafif ve sıcak havalarda düzenli kullanıma uygun bir light kouros. Genel kalitesi yeterli. Çoğunluğa hitap edebilecek bir parfüm.


Fark edilirliği ortalama, kalıcılığı ortalama üzeri. Uygun yaş grubu 18-25 arası. Daha üst yaş grupları da kullanabilse de ben onlara fraicheur' a geçiş yapmalarını tavsiye ederim. Kouroslardaki maskülen ve oturaklı yapıyı barındırmayan dönemsel kullanıma uygun başarılı bir koku. Deneyebilirsiniz.

Ralph Lauren - Polo Double Black (2006)

"Sıcak ve soğuk ortamlar arasında fazla değişken davranıyor.." 
 


Double Black Polo serisine 2006 yılı dolayısıyla geç dönemlerde çıkmış bir kardeş. Baharatlı odunsu tarzındaki koku, çok yumuşak oryantal karakterine sahip ilginç bir parfüm. Peki Polo adını taşıyabiliyor mu? Bakalım.

Double Black' in harmanı:

üstte: mango, biber
ortada: kahve, muskat
altta: ardıç, odunsu notalar, kakule

notalarından oluşuyor. Kağıt üzerinde gayet sade bir harman. En azından Ralph Lauren' in sağladığı bilgi bu. Hemen her notası koyu ve buruk bir parfüm olmasına rağmen, parfüm çok kapalı ya da melankolik bir kokuya sahip değil. Harman kalitesi ne çok iyi, ne çok kötü. Yani evet notalar çok da doğal değil bunu hissediyorsunuz. Ancak rahatsız edici sentetiklikte değiller. Sadece tam olarak doğal kokmuyorlar. Normalde bu sınıf bir parfümde yeterli iken, Polo adı taşıyan bir parfümde biraz daha kaliteli harman arıyorsunuz. Bu bakımdan ben harmanda beklediğimi yakalayamadım. Standart raf parfümü ayarında. Harmanın uyumu da ilginç. Koku hem ten hem de ortam seçiyor. Sıcak ve soğuk ortamlar arasında fazla değişken davranıyor. 


Bunu söyle örnekleyeyim. Kokuyu ilk denediğim zamanlar sıcak günlerdi. Koku muhteşem canlılıkta ve güzellikte bir mango kokusu açılışı eşliğinde, çok hafif kremsi vanilyalı-odunsu notalar şeklindeydi. O mango kokusu bir parfümde aldığım en iyi mango kokusuydu. Ferah, meyve tatlılığında, canlı ve canlandırıcı. Alttaki tatlımsı odunsu notalarda bunu çok iyi dengeliyordu. O zaman işte bu benim favori tatlımsı kokum olur demiştim. Ancak ne yazık ki, daha sonraları soğuk zamanlarda ne zaman kullanırsam kullanayım bir daha hiç o güzel mango kendini göstermedi. baştan kakaomsu, kahvemsi sade bir koku ile başlayıp, sonra sıkıcı bir kakao, vanilya karışımı haline geliyor. Ne kadar denesem de sonuç aynı. Belki kışın bu şekilde kokuyor olabilir. Ama şu an son derece tekdüze. 



Dolayısıyla parfüm hakkındaki fikrim negatif ile nötr arası . İlk baştaki gibi koksa gayet iyi derdim. Ancak şu anda en fazla riskli bir koku, kendi üzerinizde görmeniz lazım diyorum. Beni tıpkı givenchy very irresistable gibi hayal kırıklığına uğrattı. 

Fark edilirliği ve kalıcılığı ortalamanın biraz üzeri. Uygun yaş grubu 20-35 arası. Ben o kadar şans verdikten sonra bir daha dönüp double black' e bakmam, ama sizler kendi teninizde bir şans verebilirsiniz. Fazla beklentiye girmeyin.

19 Aralık 2010 Pazar

Hugo Boss - Boss Sport (1987)

"Sport hiçbir zaman en iyi boss kokusu olarak kabul edilecek bir parfüm olmasa da, en iyi üçe hep giriyor.."
 

Hımm; Boss ve 87.. Bu size birşeyler anlatıyor olmalı. Bu ne demek; günümüzün vasat parfüm üreticisi Hugo Boss' tan muhtemelen iyi bir 80' ler kokusu demek. Şişesinin rengi, şekli ve çıkış yılı bize bunu gösteriyor. Üstüne üstlük klasik bir aromatik fujer olması bu kanıyı daha da güçlendiriyor. Kağıt üzerinde tüm bu noktalara baktığımızda bir Hugo Boss bile kötü olamaz. Öyle mi? Bakalım.

Boss Sport' un harmanı:

üstte: lavanta, tarhun, bergamut, limon, mandalina, ardıç, kadife çiçeği
ortada: karanfil, yasemin, sardunya, muskat, tarhun, gül, adaçayı, zambak
altta: kabe samanı, misk, sandal ağacı, silhat, meşe yosunu, amber, sedir, tonka fasulyesi


notalarından oluşuyor. Gerçekten de dolu dolu bir harman. Ve tahmin ettiğiniz üzere çoğu 80'ler parfümünde olduğu gibi notalar dolgun, kuvvetli ve doğallar. Parfüm yapı olarak klasik bir 80'ler masküleni. Drakkar, trussardi, ungaro, polo gibi parfümlerden. Dolayısıyla bu tarz parfümlere meraklı kişilerin iştahını kabartacaktır. Harmanının biraz köşeli ve fazla zengin olduğunu söylemeliyim. Yani klasik bir fujer olmasına rağmen orta harmandaki yoğun çiçekler ve üst hamrandaki tarhun, ardıç gibi notalar karmaşık olarak burnunuza vuruyorlar. Bu bakımdan biraz Ungaro III' e benziyor. Çok kötü derecede değil. Fakat bunun; sportif-fresh olmayan ama, miskli, tütünlü spirit, kouros vs gibi yoğun kokulardansa, polo, trophee gibi orta sertlikteki yeşil kokulardan biri olduğunu bilin. Bu açıdan çok başarılı ve güzel bir yeşil maskülen koku. Belki harmanı polo kadar oturmamış ama o tarzda en iyi örneklerden biri.


Kokusundan fazla bahsetmeme gerek yok, polo gibi yeşil maskülenlerden dediğimde zaten kolayca genel koku karakteristiğini canlandıracaksınız. Harman ve kokusunu geçip biraz kalitesine değinmek istiyorum. Bildiğiniz üzere ben Hugo Boss karşıtı olmamakla beraber, günümüzde adına yakışmayan, son derece sentetik, ucuz ve kalitesiz parfümlerinden dolayı markayı yerden yere vuruyorum. Bunu bu kadar agresif yapmamın nedeni; markanın 80'li yıllarda ürettiği bu kaliteli parfümler. 


Parfümden gerçekten anlayan birisine "Hugo Boss'un en iyi parfümleri hangileridir" diye sorarsanız cevabı standart bir şekilde "spirit, number one, sport, gerisi yaramaz" şeklinde olacaktır. Durum gerçekten böyle. Bunun böyle olması tüm bu kokuların maskülen ya da 80ler parfümü olmalarından değil, gerçektende iyi, kaliteli kokular olmalarından dolayı. Bugün Boss'un ürettiği hiçbir güncel koku bunların kalitesine yaklaşmıyor. Ha başka çoğu marka için de durum böyle. Ancak, onların güncel modellerinde Boss'daki kadar acı bir kalite düşüklüğü yok. Bu bakımdan ülkemizde kulaktan duyma alışkanlıklarla gidip güncel bir Boss parfümü aldıysanız ve çok güzel bir parfüm kullandığınızı düşünüyorsanız, yanıldığınızı üzücü yoldan görmeniz içinn bu üç parfümden birini denemeniz yeterli. Benim sıralamam spirit, number one, sport şeklinde. Sport hiçbir zaman en iyi boss kokusu olarak kabul edilmeyecek bir parfüm olsa da, en iyi üçe hep giriyor.


Aftershave versiyonu
Özetle; biraz agresif, kuvvetli, köşeli harmanına rağmen Boss Sport bir zamanlar Hugo Boss markasının ne kadar başarılı kokular yapabildiğinin bir kanıtı. Artık üretilmiyor olsa da kolaylıkla ebay' den bulunabiliyor. Belki artık biraz eskimiş kokusuyla, pek günümüzde düzenli kullanılacak bir parfüm değil ama bu tarz 80'ler parfümlerini seven kişilerin bence koleksiyonunda bulunması gereken bir koku.


Kalıcılığı ve fark edilirliği ortalama. Ebay gibi ortamlardan bulacağınız örnekleri yıllanmış olmalarından dolayı biraz daha yumuşamış ve sakin olabilirler. Uygun yaş grubu günümüze göre 30 ve üzeri. Standart bir kullanıcıysanız burun kıvıracağınız, ancak polo, lancome trophee, gres, trussardi gibi kokuları seviyorsanız gayet beğeneceğiniz başarılı bir parfüm. Denemenizi tavsiye ederim.

Baldessarini - Baldessarini (2002)

"bir hermes, guerlain olamasa da standart moda markalarından sıkılanlara iyi gelecektir.."
 


Havalı adına rağmen Baldessarini aslında bir Hugo Boss markası. Adını uzun yıllar Hugo Boss'un yöneticiliğini yapmış olan Werner Baldessarini' den alıyor. Avusturyalı moda tasarımcısı, Boss'u çok iyi yerlere getirip uzunca bünyesinde yöneticilik yaptıktan sonra emekliliğiyle beraber alt marka olarak Baldessarini ürün gamını ortaya çıkarıyor. Hem giyim, hem de parfümeri alanında çeşitliliğe sahip marka, üst sınıf kesime hitap eden lüks bir marka olarak sunuluyor. Buradan bakınca parfümlerinde hermes ya da guerlanvari bir kalite beklerken, aslında pek de öyle olmadığını görüyoruz. Detaylara geçmeden önce harmana bakalım. 2002 çıkışlı parfüm odunsu oryantal tarzında.

Baldessarini' nin harmanı:

üstte: acı portakal, mandalina, nane
ortada: papatya, karanfil
altta: ardıç, silhat, tütün, amber, vanilya, misk


notalarından oluşuyor. Harmana baktığımızda güzel, dengeli bir harman olduğunu görüyoruz. Ne üst notalar cıvımış, ne alt notalar boğmuş. Orta harmanda ise pek alışkın olmadığımız papatya notası var. Baldessarini kokuları genel olarak biraz orta yaş ve üzerine göre yapılmış parfümler. Bu parfümlerin ağır olmasından değil, genel karakterlerinin o yaş grubuna uyum sağlamasından. 20 yaşındaki birisinde genellikle sırıtacaklardır. Baldessarini' den bir hermes ya da guerlain kalitesi beklememek gerektiğini yazmıştım. Peki bu parfümün kalitesiz olduğu anlamında mı? Hayır Bunu; "onlar kadar kaliteli ya da akılda kalıcı parfümler değiller" şeklinde anlamak gerek. Çünkü genele göre değerlendirdiğimizde baldessariniler biraz daha özenilmiş kokular olduklarını belli ediyorlar. Parfümün harmanı doğal, sentetiklik yok. Memnun edici bir kalitesi var.


Kokusuna gelirsek, burada da durum aynı şekilde gayet tatminkar. Belki çok özel, akıllarda kalan, unutulmayacak bir kokusu yok ancak pek beğenilmeyecek bir koku da değil. Kısa turunçgil açılışından sonra genel olarak kokuya hafif turunçgilli, vanilya tatlılığında ipeksi bir tütün kokusu hakim oluyor. Oldukça feminen olmasına rağmen insanı çekmeyi başarıyor. Yalnız dikkat edin "oldukça" diyorum; hani bir kadına parfüm olarak alsanız geri çevirmez. O derecede kadın parfümü kokusuna sahip. Fakat bayık ya da şekerli değil. Yumuşak, ipeksi tatlılıkta bir koku. Koklamaktan zevk alıyorsunuz. Bir Bulgari pour homme kadar tinerci gibi yapmasa da, yine de düzenli olarak bileklerinizi kokluyorsunuz. Aklınız devamlı "yahu kadın kokusu bu" ile "değişik, pek bir güzel" düşünceleri arasında gidip geliyor. 



Özetle farklı, gerçekten de biraz daha oturmuş bir kesime hitap eden, oturmuş bir parfüm. Harmanı başarılı, kokusu oldukça iyi yoğrulmuş. Belki bir hermes, guerlain olamasa da standart moda markalarından sıkılanlara iyi gelecektir.


Kalıcılık ve fark edilirlik ortalama. İdeal yaş grubu 30-50 arası. Bana göre ortalama üzeri, oturaklı ama modern bir parfüm. Dolce & Gabbana pour homme gibi feminen yanları bulunan dolgun parfümleri seviyorsanız özellikle denemenizi tavsiye ederim.

12 Aralık 2010 Pazar

Trussardi - Action Sport (1993)

"Kayak, paten gibi serin ortamların sporlarına çok iyi bir partner olacağını düşünüyorum.."
 



Action Sport ne yazık ki artık üretilmeyen (bulunabiliyor) turunçgil ağırlıklı taze bir Trussardi kokusu. Fujer grubu bir koku olmasına rağmen daha ziyade bir turunçgil kokusu gibi davranıyor çünkü neredeyse mandalina temalı denebilecek bir parfüm.

Action Sport'un harmanı:

üstte: mandalina, bergamut, limon, üzüm
ortada: lavanta, fesleğen, portakal yağı, yasemin
altta: silhat, kabe samanı, meşe yosunu 

notalarından oluşuyor. Taze ve fresh kokuları seven birisi olarak şu harmana baktığımda sevilesi tüm notaların konulmuş olduğunu görüyorum. Tamamen ekşi meyvelerden oluşan üst harman, gayet yumuşak ve taze orta harman ve alt harmanın en sevilen, en temiz notaları. Şimdi kağıt üstünde böyle bir harmana sahip bir parfümün kötü olmaması gerekiyor. Ki zaten Trussardi de bir iki kusuru olsa da başarılı bir koku yaratmış. Notalar taze, temiz, doğal. Sentetiklik yok. Çoğu notayı tek tek algılayabiliyorsunuz.

Kokusuna gelirsek; Action sport tam anlamıyla mandalina temalı bir parfüm. Yani herşeyi mandalina. Arada lavanta ve üzümü de algılıyorsunuz ama alttaki notalar çok derinlerde. Bunun nedeni tepedeki mandalina ve bunu destekleyen portakal yağı. Bu mandalina kokusu tatlı-ekşi mis gibi bir koku. Kokusunu beğenmeyen görmedim. Ortadaki çok hafif lavanta ve yasemin ile bir yere kadar Gigli man ile benzerlikler taşıyor. Fakat odunsu notalar içermemesi kokuyu daha sportif hale getiriyor. Ayrıca dolgun mandalina teması gigli man' e göre de bir avantaj. Fakat bu avantaj bir süre sonra dezavantaja dönüşüyor. O da kokunun bir süre sonra bu mandalina temasıyla tekdüzeleşip sıkıcı hale geliyor olması. Sanki çok daha kaliteli bir Avon Full Speed gibi. İkisinde de mandalina- portakal temaları başta gayet çekici ve canlı gelirken, alt-orta harmandaki odunsu ya da aromatik notaların eksikliğinden dolayı bir süre sonra sıkmaya başlıyorlar. Bu; çok kötü derecede olmasa da bir iki saatten sonra insan alt notalarda biraz çeşitlilik aramıyor değil. Bu açıdan action sport tam bir parfümden ziyade, çok kaliteli bir mandalina kolonyası gibi kabul edilebilir.

Özetle; Trussardi action sport klasik bir fujerden çok farklı olarak turunçgil parfümü gibi kokan çok canlı ve hafif bir koku. Adı gibi sert ve soğuk iklim sportif faaliyetlerine gidecek bir koku olduğunu düşünüyorum. Gigli man' e göre harmanı biraz tekdüze ve mandalina kokusu biraz çiğ kalsa da, gene de bir kenara atılmayı hak etmeyen bir koku. Ama gigli man' in bariz şekilde daha iyi bir parfüm olduğunu bilin.
Fark edilirliği gayet iyi, kalıcılığı ortalama üzeri. Kafadan iki saat devamlı olarak hem algılayacak, hem de algılatacaksınız. Biliyorum çok güzel cümle kuruyorum. Bundan sonra da etkisi azalsada koku devam ediyor. Uygun yaş grubu 16-30. Kayak, paten gibi serin ortamların sporlarına çok iyi bir partner olacağını düşünüyorum. Deneyebilirsiniz.

Romeo Gigli - Gigli Man (2004)

"Nemli, yosunlu bir ormanda oturup mandalina yeseydiniz tam olarak böyle kokardı.."
 



İşte çok başarılı olup da, pek bilinmeyen kokulardan bir diğeri; Gigli man. Parfüm fresh tip bir baharatlı odunsu. Turunçgiller ve taze odunların geneline hakim olduğu koku; bu sınıfta nadir derecede görülen doğallığa sahip.

Gigli man' in harmanı:

üstte: bergamut, mandalina, yuzu
ortada: sardunya, bambu, tarçın, biber
altta: misk, silhat, servi

notalarından oluşuyor. Harman nispeten sade olmakla beraber gayet yeterli ve dolgun. Yukarıda da söylediğim gibi gigli man bu tarz fresh tip odunsu kokularda pek görülmeyen derecede doğallığa sahip. Hiç bir sentetiklik barındırmıyor, bununla beraber hissettiğiniz notalar çok taze ve doğallar. Sanki burnunuzun dibine nemli odunlar, kesilmiş turunçgiller konmuş gibi algılıyorsunuz bu notaları. Bu bakımdan gigli man, makul fiyatlı bir parfüm olmasına rağmen niş markaların parüfmlerine yakın derecede kaliteli bir harmanı var. Tarz olarak Paul Smith Story ile oldukça benzer yapıya sahip. Fark olarak story' de hafif turunçgiller eşliğinde çiçeksi odunsu notalar hakimken, gigli man' de dolgun mandalina ve bergamut hakimliğinde nemli odunlar var. Story daha oturaklı, gigli ise çok canlandırıcı ve neşe veren bir parfüm. 

Kokusuna gelirsem; açılışı üst harmandaki tüm notalar patlarcasına yapıyor. Bu noktada aldığınız koku, kabuklarını soyup yediğiniz mandalinanın etrafa yaydığı o mis gibi koku. Kısa bür süre sonra bu kokuya tarçın, biber, bambu ve odunsu notalar da eşlik etse de bunlar oldukça sakinler. Sadece bambu ve odunsu notalar belirgin. İlginç bir şekilde üstteki turunçgil notaları parfüm tamamen uçana kadar kaybolmuyor ve alttaki ıslak, nemli odunsu notaları devamlı destekliyorlar. Nemli, yosunlu bir ormanda oturup mandalina yeseydiniz tam olarak böyle kokardı. Kokusu çok taze, canlı ve neşeli. Güneşli bir haftasonu sabahı üzerinize sıkıp dışarıya çıktığınızda hayattan daha fazla zevk alıyorsunuz. Koku ve harman olarak bu kadar başarılı bir kokunun çok fazla bilinmiyor olması hem şaşırtıcı, hem avantaj.



Gigli' nin başka bir ilginç yönü daha var. O da farkedilirliği. Gigli; bazı parfümlerde olduğu gibi burnunuzun kısa sürede alıştığı kokulardan. Dolayısıyla sıktıktan 1 saat kadar sonra parfümü çok fazla algılayamıyorsunuz. Bu aşamada siz parfüm uçtu zannederken o aslında hala mis gibi kokuyor teninizde. Bunu çevredekiler kolayca farkedebiliyor, siz ise ara ara algılıyorsunuz. Bu bakımdan; kullandığınız parfüm uçana kadar her daim burnunuzun dibinde olsun, size kendini hissettirsin diyorsanız uygun değil. Ancak gerek kalıcılığı, gerek fark edilirliği ortalamanın üzerinde. Hele tarzı için çok iyi. 

Özetle gigli, ülkemizde pek bilinmeyen gizli hazinelerden. Herkesin beğendiği kokusuyla, canlı harmanıyla, neşelendiren yapısıyla benzeri pek bulunmayan çok iyi bir sıcak mevsim kokusu. Yazın, ve özellikle ilkbaharın ilk günlerinde çok iyi verim alınan bir parfüm. 

Kalıcılığı ve fark edilirliği ortalama üzeri. Uygun yaş grubu 16 ve üzeri. Her yaşa gidecek bir koku. Her türlü günlük aktiviteye uygun evrensel bir parfüm. Mutlaka deneyin.

8 Aralık 2010 Çarşamba

Creed - Original Vetiver (2004)

"şu ana kadar kullandığım en kaliteli ve başarılı kabe samanı kokusu.."
 



Original Vetiver, 2004 çıkışlı hafif ve canlı yapıda, yeşil odunsu Creed kokusu. Genel Creed karakteristiği üzere gayet fresh yapılı temiz bir parfüm.

Original Vetiver' in harmanı:

üstte: zencefil, mandalina, bergamut
ortada: kabe samanı, sandal ağacı, süsen
allta: misk, amber

notalarından oluşuyor. Original Vetiver adından da anlaşılacağı üzere tipik bir kabe samanı parfümü. Dolayısıyla hem koku, hem de karakter olarak bu gruptaki Guerlain vetiver, Thierry Mugler Cologne gibi kokularla oldukça benzerlik taşıyor. Ben kişisel olarak Original Vetiver'in bu ikisinden de daha başarılı bir parfüm olduğunu düşünüyorum.

Harmana göz atarsak Original Vetiver son derece hafif, fresh, tertemiz, canlı bir parfüm. Harman iyi creed'lerden alışık olduğumuz üzere son derece doğal. Notaları kolaylıkla tek tek algılayabiliyorsunuz. Notalar çok iyi karışmış ve uyumlu haldeler. Bu bakımdan gerek guerlain vetiver'in olmamış kuru kabe samanı baskın harmanından, gerek mugler cologne' un cıvıklaşan turunçgilli üst harmanının aksine; olmuş, oturmuş, efendi bir harmanı var. Herşey dengede. Ne üstteki turunçgiller fazla asidik, ne alttaki hayvansal notalar kokuya hakim. Harman konusunda eleştirilebilecek tek bir şey varsa o da notaların nispeten zayıf olmaları.


Kokusuna gelirsek, öncelikle bu tarza yabancı kişiler için vetiver yani kabe samanı temalı parfümlerden biraz bahsedelim. Kabe samanı oldukça hafif, hafif kuru, çok temiz bir notadır. Özellikle parfümde temizlik, tazelik ve canlılık hissiyatının verilmek istendiği durumlarda bolca kullanılır. Kokusu türüne ve algılayana göre taze kesilmiş yeşil çimenler ile beyaz kalıp sabun karışımı bir kokudur. Her iki durumda da oldukça beğenilen bir kokudur. Kabe samanı temalı kokular hafif yapılarından dolayı oldukça başarılı yaz parfümleridir. Genel olarak çok soluk yeşil karakterleri vardır. Yani gözünüzde canlandırdığı renk budur.

Original Vetiver' de aynen bu yukarıdaki tanımlamaların hepsine sahip. Koku olarak mugler cologne ile büyük benzerlik taşıyor. Aradaki fark; mugler cologne üst notalarındaki turunçgillerle daha kuvvetli, ekşimsi-asidik, daha canlı ve enerjik bir parfümken, original vetiver üstteki turunçgilleri dingin ve hafif buruk tarzda, asidik ya da fazla enerjik olmayan bunun yerine; efendi, oturaklı bir parfüm. Bu; kulağa sanki guerlain vetiver ile benzerlik taşıyormuş gibi düşündürtse de; guerlain vetiverdeki kupkuru, sıkıcı hava bunda yok. Burada herşey dengeli, oturmuş, görmüş geçirmiş. Bununla beraber son derece hafif , fresh ve taze yapısı da işin kaymağı diyorum. Alttaki misk ve amber çoğunlukla yoklar, çok nadir arada bir çok hafif bir şekilde kendilerini gösterebiliyorlar ki harmana da keyif katıyorlar. Yoksa kesinlikle ağır, hayvansal bir yapı beklemeyin.

Özetle original vetiver hafif, uyumlu, kaliteli bir kabe samanı parfümü. Bu tarz temiz, taze, sabunsu kokuları seven kişiler için oldukça iyi bir parfüm. Benim kendi kişisel deneyimlerime göre şu ana kadar kullandığım en kaliteli ve başarılı kabe samanı kokusu. Ama bu parfümü kullanacaksanız hatırı sayılır bir parfüm tecrübeniz olsun diyorum. Yoksa benzerlerine göre olan artılarını algılamanız zor olacaktır. Bana göre Creed' in  gerçekten olmuş nadir kokularından biri. Bdp, git ve orange spice da diğerleri. Bu arada etiketinin bedelini veriyor mu derseniz, eğer kabe samanı temasına önem veriyorsanız evet, genel bir kullanıcıysanız bu sizin parfüm deneyiminize bağlı diyorum. Tarzı seviyor ama fiyatı gözünüzü korkutuyorsa mugler cologne düşünmeden alınacak ucuz bir alternatif.


Kalıcılığı ortalama, fark edilirliği ortalama ile ortalama altı arasında gidip geliyor. Bazı tenlerde oldukça fark edilir olduğu söyleniyor. Uygun yaş grubu 25 ve üzeri ama 30 ve üzeri daha iyi olur. Bunun nedeni parüfmün ağır ya da eski kafa olması değil, kalitesini taşıyabilecek oturmuş kullanıcılara ihtiyaç duyması. Her mevsime uygun olmakla beraber yaz ve ilkbahar için çok güzel hafif bir parfüm. Kabe samanı temalı parfümseverlere mutlaka tavsiye ettiğim bu parfümü, genele de denemelerini tavsiye ediyorum.

Zirh - Corduroy (2005)

"izlediği tema olarak başarılı ve iyi hazırlanmış bir parfüm olmakla beraber, çok zayıf ve fark edilmeyen kokusundan dolayı olumlu bir izlenim almayı başaramıyor.."




Corduroy, genel olarak koyu, deri temalı parfümleriyle bilinen zirh markasının 2005 çıkışlı odunsu oryantal yapıdaki parfümü. Diğer popüler Ikon modeline benzeyen oturmuş bir yapısı var.

Corduroy' un harmanı:

üstte: mandalina, greyfurt, beyaz lavanta, kakule
ortada: defne romu, tarçın, muskat
altta: sedir, sandal ağacı, guaiac ağacı, tonka fasulyesi, vanilya 

notalarından oluşuyor. Corduroy koyu ve buruk bir parfüm. Harman oldukça iyi derecede doğal. Sentetiklik yok gibi. Notalar tek tek hissedilmiyor olsa da grup grup kendilerini belli ediyorlar. Odunsu oryantal bir tip olarak tatlımsı, koyu biraz buruk derimsi-odunsu notalar şeklinde kokuyor.

Kokunun açılışında sizi öncelikle kuvvetli bir alkol sonrası buruk mandalina-greyfurt karışımı, defne romu, guaiac ağacı ve tarçın karşılıyor. Bu koku Terre d'hermes'in üst buruk portakal notalarının fazlaca tatlandırılmış halini anımsatıyor. Bu canlı açılış hemen birkaç dakikada kakule ve muskat'ın güzel uyumlarıyla birleşerek biraz daha koyulaşıyor. Bu arada bu muskat ve kakule harmanının bir armand basi ya da gucci envy'daki gibi yoğun ve belli olmadığı belirteyim. Ayrıca bu noktada corduroy ikisinden de daha koyu ve buruk bir halde. Biraz daha zaman geçince ortaya sandal ağacı ve hafif sentetiklikte vanilya karışıyor. Üstteki tatlımsı portakal bu aşamada azalmışken, koku yerini odunsu, vanilyamsı tatlılıkta bir deri kokusu haline bırakıyor. Bu tatlımsı deri hali ikondaki agresif, karanfilli deri notasından çok daha oturmuş, sakin ve yumuşak bir deri kokusu. Bu halde kısa bür süre devam ettikten sonra vanilya notası baskın nota olarak asılı kalıyor ve parfüm uçuyor. Harman bu şekilde. Gördüğünüz gibi gayet detaylı, aşamalı ve analiz etmeye uygun. 



Parfümün kokusu herkese uygun değil, bu kokuyu beğenmek için bir kere bu tarz koyu buruk kokuları beğeniyor olmanız gerekiyor. İkinci olarak ağır ya da maskülen bir parfüm olmasa da, yine de Corduroy oturaklı hafif bir koku. Dolayısıyla oturaklı bir kullanıcıda çok daha iyi uyum sağlayacaktır. Ancak corduroy için olumlu düşünmemi engelleyen iki özellik varki bunlarda; fark edilirlik ve kalıcılık konusu. Hadi kalıcılık çok önemli değil. 3 saat civarı ortalamanın altı olsa da çok kötü diyemeyeceğimiz bir kalıcılığa sahip olmakla beraber, asıl sorun fark edilirliği. Corduroy tene çok yakın bir şekilde asılı kalan bir parfüm. Bu durum o kadar vahim ki; parfümde bu yukarıdaki detayları yakalamak için burnunuzu bileğinize dayamanız gerekiyor. Benzer şekilde üstünüzde olduğunun anlaşılması için de birinin size öpme mesafesi kadar yaklaşması gerekiyor. Aksi taktirde çok zayıf yapısından dolayı kimse tarafından hissedilmiyor, siz dahil. 

Parfümde aşırı fark edilirlik şart değildir ancak 100 lira üzeri para verilen bir parfümün biraz da olsa kendini göstermesi, parasının karşılığı açısından önemli diye düşünüyorum.

Özetle corduroy, izlediği tema olarak başarılı ve iyi hazırlanmış bir parfüm olmakla beraber, çok zayıf ve fark edilmeyen kokusundan dolayı olumlu bir izlenim almayı başaramıyor. Buruk-koyu kokusunun da herkese göre olmadığını düşünürsek, parfüm piyasasında işi oldukça zor.

Kalıcılığı vasat, fark edilirliği oldukça kötü. Uygun yaş grubu 25 ve üzeri. Daha ziyade kapalı mekan ve soğuk mevsim kokusu. Kötü fark edilirliğinden dolayı tavsiye edemiyorum.

6 Aralık 2010 Pazartesi

Bulgari - Bulgari Black (1998)

"tonla piyasa parfümü arasında kendine güzel bir yer ediniyor ve farklı kokmayı isteyenler için alternatif olabilir.."



İlginç bir koku ve karaktere sahip Bulgari Black 1998 çıkışlı odunsu oryantal bir koku. Black adını gerçek anlamda hakkını çıkararak veren nadir kokulardan.

Bulgari Black' in harmanı:

üstte: Bergamut, yeşil çay
ortada: sedir, sandal ağacı, yasemin
altta: deri, amber, misk, vanilya

notalarından oluşuyor. Harmanından bahsedersem, 98 çıkışlı pek çok parfümle benzer karakteristiği paylaşıyor. Nispten yapay notalardan oluşan bir harman. Harmandaki notaları açık şekilde tek tek algılayamıyorsunuz. Ancak bu kötü bir durum değil çünkü harman bir bütün halinde, baştan sona kadar. Harman yapay dedim ancak kesinlikle itici ya da buruk değil. Özenilerek yaratılmış notalar belli ki. Bu arada alt harmandaki deri notası kokusundan belli olacağı üzere huş zift' inden elde edilmiş. Ancak bir şekilde klasik deri kokusunun aksine kauçukvari bir koku elde edilmiş. Zannediyorum ki parfümün biraz kendine has olması istendiği için bu deri notası bu şekilde lastiksi bırakılmış. Genel beğeninin de gösterdiği üzere kötü olmamış.


Kokunun üst notalarındaki harmanlardan bergamut çok kısa ömürlü. Lastiksi deri notası sentetik de olması sebebiyle çok yoğun ve tüm harmana hakim. Üstte güzel bir çay notası ve vanilyamsı tatlımsı yapay deri notası şeklinde başlayan bu koku, uçana kadar aynen bu şekilde kalıyor. Misk ve amber zayıflar. Keza odunlar da öyle. Çok hafif şekilde destekleyici pozisyondalar. Asıl işi çay, deri ve vanilya notaları yapıyor. Kokusunu tam olarak tarif et derseniz tatlımsı yanık lastik gibi. Fahrenheit'taki hafif yanık asfalta benzetilen kokuyu alın, o kokuyu biraz daha tatlı ve kuvvetli yapın işte karşınızda Bulgari Black. Kötü bir koku mu? Değil, misal bir givenchy pi gibi sentetik kokmuyor daha doğal, ama yine de teninize sürdüğünüz şey  tam olarak turunçgil ve odunsu notalar içerek klasik bir parfümün hissiyatını vermiyor size. Yani biraz alışmak gerekiyor kokuya. Değişik ve orijinal bir koku. Ha sırf bunlardan dolayı süper bir koku mu? Hayır, ama tonla piyasa parfümü arasında kendine güzel bir yer ediniyor ve farklı kokmayı isteyenler için alternatif olabilir.



Özetle koyu, kendine has ilginç karakterde, genel olarak beğenilen ancak başta şaşırtan bir koku. Üniseks bir koku olmasına rağmen daha ziyade bir erkek kokusu bana göre. Çok kullanılmıyor olması bir avantaj. 

video

Farkedilirliği ve özellikle kalıcılığı gayet iyi. Kesinlikle BLU'dan daha iyi bir parfüm. Uygun yaş grubu 18-25 yaş arası. Daha ziyade kış kokusu. Gün içinde kullanılabilir olmakla beraber iyi bir akşam kokusu olacaktır. Bu tarz koyu karakterde tatlı, odusu oryantalleri seviyorsanız memnun kalırsınız. Denemenizi tavsiye ederim.


 

3 Aralık 2010 Cuma

Bulgari - Blu Pour Homme (2001)

"Bulgari Blu demek zencefil demek.."




Alışıldık Bulgari koku karakteristiğinden daha farklı bir yapıda olan Blu, 2001 çıkışlı baharatlı odunsu bir koku.

Blu Pour Homme' un harmanı:

üstte: zencefil, galanga (zencefilgillerden bir baharat), kakule
ortada: ardıç, tütün çiçeği, kızsaçı
altta: tik, sandal ağacı, sedir, misk


notalarından oluşuyor. Dikkatinizi çekeceği üzere farklı bir harman. Pek alışılageldik değil. Nitekim kokusu da öyle. Karakteristik kendine has bir kokusu var ve duyduğunuzda hemen Blu olduğunu anlayabiliyorsunuz. Harmanın kalitesinden bahsetmem gerkese, ortalama civarı diyebilirim. Bir miktar sentetiklik mevcut. Bu çok rahatsız edici değilse de, belli seviyenin üstü deneyimdekiler için kullanılmaza yakın. Notaları çok fazla hisetmiyorsunuz. Daha ziyade tek bir koku olarak vuruyor. O da "zencefil." Bulgari Blu demek zencefil demek. İçerisindeki odun kokuları ve tütün yok gibi tek aldığınız zencefil. Bu da neredeyse boğazı kaşındıracak derecede kuru, pudramsı, sabunsu bir zencefil. Bu kuruluk versace blue jeans ile yakın benzerlikler taşıyor. Zaten iki parüfm genel olarak yakınlar. Versace daha çiçeksi tatlı iken, blu sabunsu ve tatlılık minimum. Genel olarak orta hafiflikte, duru bir yapısı var. Ağır ya da bayık değil. Serine yakın bir koku.

Modeller can yakıyor  

Ben bu kokuyu beğenmedim. Yapay zencefil kokusu bana göre çekici bir koku değil ve çokca bilinen ve kullanılan bir parfüm olmasına rağmen ne erkek versiyonunu, ne bayan versiyonunu kullananların hiçbirinde yakıştırmadım. Sentetik, çok kuru ve pudramsı yapısını ve bulgari adına yakışmayan karakterini geçelim, kokusunun da herhangi bir kişiye yakıştığını düşünmüyorum. Zorlarsanız yaşlıların evlerindeki naftalin kokusunu dahi andırıyor da işi misk ve sandal ağacının tatlılığıyla kurtarıyor. 


Özetle bence Bulgari markasının en vasat erkek parfümlerinden biri. Ha gene vasat performansıyla kokusu dışında çoğu açıdan diğer raf ürünlerinden üstte olsa da ben sırf adı bulgari diye para vermeyi gereksiz görüyorum. Karakteristik kokusuna rağmen, karaktresitik bir özelliği yok.

Fark edilirliği gayet iyi, kalıcılığı ortalama üzeri. Uygun yaş grubu 20-25 arası. Yaz dışı her mevsime uygun. Tavsiye etmiyorum.

2 Aralık 2010 Perşembe

Ralph Lauren - Polo Crest (1991)

"Bu parfüm bencil bir parfümseverin keyif kokusu.."
 


İşte benim aşkım. Ne kadar parfüm kullanırsam kullanayım, yeri benim için hiç değişmeyecek parfümüm. Çünkü "olmuş erkek kokusu" 'nun karşılığı. Polo Crest, embesil Ralph Lauren'in üretimden kaldırdığı artık bulması oldukça zor olan ve Polo'ya nazaran, markanın safariden bile daha az bilinen gizli bir hazinesi.  Dolayısıyla bu inceleme övgülerle dolu. Kullandığım 250'den fazla parfüme rağmen hala ilk 3' ümde olan ifade etmekte zorlandığım bir parfüm. 1991 çıkışlı parfüm klasik bir şipre.

Polo Crest' in harmanı:

üstte: biberiye, tarhun, kimyon, ardıç, fesleğen, bergamut
ortada: karanfil, yasemin, gül, kimyon, çam, sardunya
altta: deri, amber, silhat, misk, meşe yosunu, sedir ağacı

notalarından oluşuyor. Harmanın incelediğinizde gerek Polo ile, gerek Safari ile benzerlikler taşıdığını fark edeceksiniz. Zaten kokusu da bu şekilde bu ikisinden izler taşıyor. Harmanı çok kaliteli, çok doğal, yine dolgun, has erkek kokusu tarzında. Ağır, bayık, biberli, köşeli, yorucu değil. Safariye göre biraz daha tatlımsı. Bunu da amber ve misk'in biraz daha yoğun kullanılmış olması sağlıyor. Her ne kadar genele göre düşünürsek Safari daha iyi bir koku iken, ben kişisel zevklerimden dolayı Polo Crest'i safariden daha iyi buluyorum ve Ralph Lauren'in en iyi kokusu olduğunu düşünüyorum. Ama zaten hepsi çok başarılı ve kaliteli parfümler. Benim diyen niş ürünlerde bu dolgun kaliteli harmanları bulamayacaksınız. 


Kokusuna gelirsek adını taşıdığı polo' dan izler barındırsa da Crest kendine has bir koku. Açılışında ardıç, kimyon, fesleğen, amber'i algılıyorsunuz. Daha sonra çam, deri, silhat, misk, meşe yosunu gibi notalar da yavaş yavaş sakince ortaya çıkıyorlar. Yine tıpkı polo ve safari'de olduğu gibi tüm notalar son derece uyumlu, birbirleriyle çakışmıyor, burnu rahatsız etmiyor. Hafif balımsı tatlılıkta, çamsı, meşe yosunsu bir kokusu var. Tam olarak Aramis Tuscany, Polo ve Safari'nin karışımı bana göre. Üst notalarında ve ara ara polodan yeşil çamsı hisler, genel yapı olarak tuscany' e oldukça benzer ortalar ve safariyi hatırlatan alt notalar. 3 güzel parfümün karışımı olmuş. Doğrudan polo ile karşılaştırırsam, polo'ya göre çok daha yumuşakbaşlı kullanılır bir versiyon. Sanki polonun çamsı koyu yeşil halinini oldukça azaltılıp bunun yerine silhat, misk, amber, deri gibi notalarla süslenmiş hali. Hangi tanımlama olursa olsun çok güzel. Has erkek kokusu. 


Yaş grubu olarak polodan daha düşük, safariden biraz daha yüksek bir aralık istiyor. Dolayısıyla kullanımı da o şekilde. Yine üçü gibi serin mevsimlere uygun olsa da bir Safari kadar günlük kullanılacak parfüm değil. Zaten çevrenizde parfümün tabiatını anlayabilecek insan pek çıkmayacaktır. Bu parfüm bencil bir parfümseverin keyif kokusu. Özel zamanlarınızda kendiniz için sıkıp, kendiniz koklayacağınız, kokusuyla yine sadece kendiniz mest olacağınız kokulardan. Çevredeki insanlar parfümde tecrübeli ise kokuyu anlayacaklardır, yoksa "ağır" diye geçiştirip giderler, sizde o kişileri geçiştirip gidersiniz.


Özetle Polo Crest bana göre RL' nin en iyi kokusu. Çok oturaklı, efendi, yarı maskülen, adam gibi adam kokusu. Bazı şeyleri görmüş geçirmiş insanın kokusu. Kesinlikle ağır değil. Ama hafif bir parfüm de beklemeyin. Döneminin klasiklerinden. Karizmaya karizma, bala bal katıyor. Çok rafine, olmuş bir koku. Hangisi olursa olsun erkek parfümü dünyasında polo, polo crest ve safari gibi parfümlerin benzerlerinin bir elin parmağını geçmeyeceğini bilin. Parfüm sevdalısı olup, parfümden anlıyorum diyen herkesin koleksiyonunda bulunması gereken bir efsane.

Kalıcılık ve fark edilirliği iyi. Uygun yaş grubu 30 ve üzeri. Ama has şiprelere meraklı bir 80ler aşığıysanız (benim gibi) 25'den itibaren düzenli olmasa da kullanabilirsiniz. Zaten sürekli her gün kullanılacak bir parfüm değil. Kış mevsimine uygun. Özellikle akşam ortamlarına, yemekli ortamlara çok uygun. Safari mi bu mu derseniz, ikisini de almak zorundasınız derim. Hala koleksiyonunuzda yoksa yazık. Mutlaka deneyin.