parfüm ara

Yükleniyor...

24 Kasım 2016 Perşembe

Yakında yayına dönüyorum

Merhabalar, bu sene tam yeniden yazmaya başlayayım derken, şubatta yazdığım son incelememden bir ay sonra, annemin akciğer kanserine yakalandığını öğrenmemle başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Haliyle insanın gözü ne parfüm ne başka bir şey görüyor bu süreçte.

Şükür ki hastalığı atlattı kendisi, ama bu süreçte kendisi de, bende bir başımıza çok sıkıntılı zamanlar geçirdik. Bir terslik olmazsa önümüzdeki ay önlem amaçlı son kemoterapi kürünü alıp bundan sonra sadece kontrollere gidecek. Ben de kafam açılınca yazmaya devam edeceğim, özledim yazmayı gerçekten.

20 Şubat 2016 Cumartesi

Hermes - Eau des Merveilles (2004)

"normal şartlarda burnunuzu teninize dayamadığınız durumlarda kokusunu almıyorsunuz.."


Bazı kadın takipçilerim hiç kadın parfümü incelemiyorsun diye çemkiriyorlardı bana, hem blogun erkek parfümü üzerine olduğu hem de bir erkek olarak kadın parfümlerinde yetkin olamayacağımı söylememe rağmen açıklamalarım pek yetmiyordu. Alın size kadın parfümü inceleme. Gerçi Eau des Merveilles her ne kadar bir kadın parfümü olarak sunulsada bence tam bir üniseks parfüm ki zaten bu yüzden incelemesini veriyorum. İncelemesini verdiğim bu parfüm 2004 çıkışlı odunsu oryantal olarak kategorize edilen (ki bence alakası yok ne koku ne harman içeriği olarak) modern bir parfüm. Parfüm hafif ve sucul yapılı bir parfüm. Odunsu yapısı baharata göre daha önde. Zaten adı da yaklaşık olarak "su harikalar diyarı" gibi bir manaya gelmekte. Hermes bu parfümü günışığında yıldızları gören bayanlara adıyormuş. Parfüm benim şimdiye kadar hermes'in denediğim en vasat parfümü. Parfüm siteleri bile şöyle paradoksal böyle konstrastlı diye gazellemişler kendisine ama, bana göre abartılmış parfüm. Biliyorum bam diye girdim ama, gerekçelerim var. Bu sefer sağlam geldim, okudukça göreceksiniz. Önce bir bakalım.

Eau des Merveilles' in harmanı:
üstte: portakal, limon, elemi
ortada:amber reçinesi(kehribar), menekşe, pembe biber, kara biber
altta: köknar, meşe yosunu, sedir, madagaskar kabe samanı
 
 
notalarından oluşuyor. Harman hafif bir harman gördüğünüz gibi. Ama bunun reele yansıması daha da sade, harmandaki notaların yarısı neredeyse duyulmuyor. Zaten son derece hafif, çok düşük konsatreli bir parfüm. Asla bir oryantal gibi düşünmeyin, acqua di gio gibi bir sucul düşünün ama çok daha zayıfı. Esans olarak oldukça fakir. En azından sentetiklik yok, notalar doğal kokuyorlar. Öyle notalar arası geçişlerden, birbirlerini ezmelerinden vs bahsetmeyeceğim çünkü ciddi anlamda zayıf bir harman. 
 
 
Kullandığım en silik harmanlı parfümlerden bir tanesi. Şimdi diyeceksiniz ki "e bu kadın parfümü, senin teninde öyle olmuştur, yoksa çok güzel koku." Hayır efendim, bu kadar kötü bulunca acaba sıkıntı bendemi diye görmek için 3 farklı bayan arkadaşıma da denettirip tenlerinde nasıl olduğuna baktım. Sonuç aynı, hepsinde harman son derece silik ve zayıftı. Normal şartlarda burnunuzu teninize dayamadığınız durumlarda kokusunu almıyorsunuz. Bazen çok nadir olarak kendini belli ediyor, ama gerçekten nadir. Özetle harmana otur sıfır diyorum.
 
Peki koku. Bari koku güzel olsun. Arkadaşlar kokunun özeti; Çok hafif portakallı limoni bir sucul kokuya eşlik eden yarı metalik karabiber. Yani şöyle özel, böyle süper, eşsiz vs diye tarif edilen bir koku bundan daha büyük bir hayalkırıklığı yaratamazdı herhalde. Kokunun sönüklüğü yetmiyormuş gibi, kokunun kendisi de son derece basit, tekdüze, amatörce ve sıkıcı. Buna benzeyen pazarda onlarca parfüm var. Benim tenimde yukarıdaki açılış oluyor. Portakal yok gibi çok hafif açılışta, menekşe de öyle. Amber %5 gibi meyvemsi bir amber. Meşe yosunu yok. Sedir, kabe samanı ve köknar amberle birleşip çok hafif taze odunsu bir koku veriyorlar ama o da toplam kokuya oranı %10-20'yi geçmiyor. Kalan hep aynı sulandırılmış portaklımsı limoni bir koku ve biberli odun. Yine sorun bende mi diye diğer 3 arkadaşımda baktığımda, üçünde de aynı şekilde açılış ve gidişat gördüm. Bir tanesinde açılışışta portakal daha çok belli oluyordu ama esansı o kadar düşük ki 1 dakikada gidiyor portakal.  Bir diğerinde orta harmandaki menekşe parfüm otururken hafiften belli oluyordu. Bir diğerinde benim çok sevdiğim elemi açılışta hafif meyvemsi tatlılık veriyordu. Ama o da portakal gibi silik. Dördümüzde de temel koku aynıydı. Limoni bir sucul odunsu.
 
 
Kokan koku kötü değil; çok hafif, yumuşak, ferah bir sucul odunsu koku, hepimiz hemfikir olduk. Sedir ve köknar kaliteli.  Kızların üçü de kokuyu beğendi ama yine üçü de son derece zayıf olduğunu, ve basit bir koku olduğunu da söyledi. Yani gördüğünüz üzere kendim dışındaki kişilerin düşüncesi de aynı oldu. Kokuyla ilgili temel eleştirim kötü olması değil fazla basit olması. Hele bahis konusu hermes ve onun çok övülen bir parfümü olunca. Harmanla birlikte koku da böyle basit ve sönük olunca e bende kendimde buna çok abartılmış bir parfüm deme hakkını görüyorum. Harmanı kuvvetli bile olsaymış bu basit kokuyla yine pek özel olamazmış. Köknar sedir kombinesi lezzetli bir uyum oluştursa da, ara gövdeler zayıf, açılış da sönük olunca çabuk sıkıyor. Bu harmanla daha çok çalışılabilirdi biber geriye alınıp odun biraz öne alınabilirdi. Çok hafif sandalağacı ile sağlamlaştırılabilirdi. Açılışa bergamut eklenerek parlaklığı arttırılabilirdi. Bir de turnçgiller daha yüksek esans oranında kullanılabilirdi. Orta harmana nergis ya da hanımeli notası da eklediniz mi alın size harika bir hafif kadın parfümü olurdu. Böyle çok basit kalmış. Bir de şunu fark ettim; parfüm oldukça ten seçen, anı anına uymayan bir parfüm. Günün farklı zamanları bile aynı tende ufak değişimler gösteriyor. O yüzden kör alışa asla uygun değil. Teninize uyup uymadığını görmeniz lazım.
 
Özetle; hermes'e hiç ama hiç yakışmayan çok basit, sıradan, vasat bir parfüm. Sevilecek bir yanı h,ç mi yok diye düşünüyorum, nisbeten doğal bir harman içermesi ve parfümünün tenine çok yakın kalmasını seven çok hafif, yok gibi olan parfümleri sevenler için olabilir belki. Hadi basit minimalist kokusu çekilir de, bu kadar silik harman kabul edilemez. Olmamış Hermes, olmamış. Parfümün kendisinden çok pazarlamasına uğraşılmış.


Fark edilirlik dediğim gibi çok kötü. Kalıcılık derseniz o da düşük benim tenimde 3-3,5 saat civarıydı ki bu kadar cılız esanslı bir parfümden fazlasını beklemezdim zaten, 3 saate bile şaşırdım açıkcası. Her yaş grubuna uygun. Tam uniseks yapılı olmasıyla hem kadınlar, hem erkekler tarafından sorunsuzca kullanılabilir. Hafifliğiyle 4 mevsim kullanılabilir. Günün her vakti olsa da ferah karakteriyle günün erken saatlerinde daha iyi olabilir. Paranızı ziyan etmemenizi tavsiye ettiğim parfümlerden. Sedir köknar kombinesini çok seviyorsanız bunu iyi kombinelemiş bir parfüm olarak düşünebilirsiniz diyeceğim ama fiyatını düşününce kokusunun zayılfığını gördüğünüzde bana kızmayın.

18 Şubat 2016 Perşembe

Frederic Malle - Musc Ravegeur (2000)

" Parfümün ana teması her ne kadar adı -yıkıcı misk- olsa da misk değil, teması pek yok.."


Parfümde bir süre geçirdikten sonra, artık o parfümün nasıl bir "parfüm"  olduğundan, fark edilirliğinden, teninize ne kadar yakıştığından, aldığınız tepkilerden ziyade işin teknik yönüne çok daha fazla dikkat vermeye başlıyorsunuz. Daha doğrusu dikkatiniz ister istemez o yöne kayıyor. Yani, şu nota doğal mı, bu nota diğerini baskılamış mı, harman dengeli olmuş mu, güzel bir akış var mı, dinamik akıcı bir harman mı yoksa sıkıcı donuk sabit bir harman mı diye analiz ediyorsunuz. Bakın sıkıcı dedim, aslında durağan harman kötü demek değil, ama sizin "özel" parfüm arayışınızda kolayca sıkıcı hanesine geçebiliyor. Harmanın teknik özelliklerine, sentetiklik oranına o kadar çok odaklanıyorsunuz ki parfümün kendisi ikinci plana düşüyor. O parfümün 2010 yılı çıkan parfümler arasında başarılı bir sucul olması sizi pek ilgilendirmiyor, harmandaki limon notasının tazeliği önemli oluyor. Yani bir nevi yemek gurmeliğinden, aşçılığa kaymak gibi bir süreç yaşıyorsunuz istemdışı olarak. Bu aşamada hitap ettiğiniz kitle de değişmeye başlıyor haliyle, ve daha niş bir grubun ilgisini çekiyorsunuz. Bunun size dönüşü; "hiçbirşeyi beğenmeyen adam." :)

Bu kadar edebiyat patlamasından sonra, demekki parfüm kötü, birazdan yerden yere vuracak heralde dediğiniz duyar gibiyim. Merak etmeyin çok kötü bir durum yok.

Karşınızda Frederic Malle; yeni niş parfümevlerinden popüler olanlarından birisi. Dünyanın en şanslı adamlarından bir tanesi. Düşünün Christian Dior parfümlerinin kurucusu dedeniz olsun. İşte böyle ballı bir adam. Annesi de parfüm sektöründe çalışınca kendisi için de bu dünyaya girmek artık kaçınılmaz olmuş. Önceleri iyi parfümevlerinde çalışarak pişen Malle, para da gani olduğu için 2000 yılında dünyanın en tanınmış burunlarından dokuzunu bir araya topluyor. Padişah edesıyla "parfüm isterük, üç vakte kadar bana özgün parfümler yapın, para, malzeme dert değil" diyor. Bunlar da harıl harıl parfüm üretiyorlar. Beğenilen parfümler öncelikle özel butiklerinde sonra da tüm dünyada satışa başlanıyor. Alışılmışın dışında her parfümünü şişesinde onu yaratan burun kimse onun adı yazıyor ki bu parfümeri dünyasında bir ilk oluyor. 

Şanslı abimiz

Bizim parfümümüz olan Musc Ravageur'ü hazırlayan burun ise Maurice Roucel. Kendisi Rochas ve Lancome Hypnose gibi klasikleşmiş bazı parfümlerin yaratıcısı. Şimdi böyle bir şunuma karşılık beklentiler artıyor. Acaba diye dudaklarınızı yalamaya başlıyorsunuz. Peki bakalım nasıl; 2000 çıkışlı parfümümüz oryantal tipinde, gourmand yapılı.

Maurice Roucel

Musc Ravageur' un harmanı:

üstte: lavanta, bergamut, mandalina
ortada: tarçın, karanfil
altta: sandal ağacı, tonka fasulyesi, vanilya, öd ağacı, sedir, misk, kehribar

notalarından oluşuyor. Harman hakkında konuşursak, parfümün harmanı dolgun, kuvvetli bir harman. Kendini gösteriyor, çok bağıran, ben buradayım diyen bir yapıda olmasa da neredeyse hiç bir zaman geri planda kalmayan bir yapıda. Notaların doğallığına geldiğimizde malesef sıkıntılar var. Böyle bir niş parfümden beklenmeyecek seviyede sentetiklik içeriyor. Vanilya, karanfil ve tarçın notaları ciddi sentetik ve burun büken cinsten. Ama durun hemen soğumayın dahası var. Sentetikliğe rağmen çok yavaş da olsa akıcı bir harman ve bir süre sonra oturup güzelleşiyor. Notalar birbirlerine saygılı, "ben kokucam, hayır ben kokucam" diye didişmiyorlar. Harman hakkında nihai fikrim konusunda kararsızım bir yandan başlardaki sentetiklik düşündürüyor, diğer yandan oturduktan sonra ne kadar ustaca oranlandığı. İlk kullandığımda olacakmış da, olamamış demiştim, şimdi ise olmuş ama bir kaç kusurla diyorum. 


Kokuya gelelim. İlk açılış kuvvetli plastiksi süetsi bir kokuya eşlik eden çok kirli hayvansı misk şeklinde. O an miski koklayınca "oo işimiz var kimse sevmez bunu" dedim. Pek turunçgil de duyulmuyor. Fakat bu çok hayvansal, kirli misk kokusu çok kısa sürede sakinleşmeye başlıyor. Plastiksi sentetiklik de yok oluyor. Bu aşamada ana temada misk ve ona eşlik eden oldukça tatlı vanilya kokusu var, ve ne yazık ki yapay bir vanilya. Yaklaşık 1 saat geçtikten sonra parfüm oturmaya başlıyor. Bu süreçte baştaki sentetiklik ciddi anlamda azalmış ve neredeyse yok olmuş oluyor. Vanilyanın fazla tatlılığı gidiyor. Ortaya tarçın, karanfil ve lavanta çıkıyor ve miske arka plan oluşturuyorlar. Bu gelişmeler başta parfüm hakkında kafanızda oluşan negatif düşünceleri değiştirmeye başlıyor. Bu bahsettiğim misk, tarçın, vanilya ve lavanta karışımı özellikle gourmand sevenler için ortaya oldukça lezzetli bir koku çıkarıyor. İşte bu aşamada Maurice Roucel'in ustalığını nasıl konuşturmuş olduğunu, bu esansların oranlarını birbirine nasıl dengelemiş olduğunu algılıyorsuınuz ve parfüm daha bir niş gözükmeye başlıyor gözünüze. 


Tüm bu süreçlerde koku oldukça belirgin şekilde çevrenizi sarmalıyor. Bu ilk bir saat geçmeye başlarken misk kayboluyor yerine kehribar baskınlaşıyor. Çok az oranda öd'ü de duyabiliyorsunuz. Vanilyanın fazla tatlılığından sonra, daha ılımlı olan ikinci faz tatlılığı sandal, tonka ve kehribar sağlıyor. Bu üçüne lavanta, karanfil ve tarçin desteğini aynen miskteki gibi sürdürüyor. Bu tatlılık geçiş süreçlerinde burnunuza caron pour un homme, cacharel nemo, hypnose gibi parfümlerden esintiler geliyor. 

Parfümün ana teması her ne kadar adı -yıkıcı misk- olsa da misk değil, teması pek yok. Ama kokusu ise değişiyor; temelinde ise vanilya ve bunu lezzetlendiren diğer tatlımsı notalar diyebiliriz. Yani musc ravegeur; her daim belli olan vanilya, tarçın, lavanta ana karakterine önce miskle başlayan, sonra kehribarın reçinemsi sıcaklığıyla devam eden ılık ve yumuşak bir oryantal parfüm. Uçmadan öncekeki en son esintileri tek vanilya esansı şeklinde.


Özetle, bir niş için kötü başlayan, oturdukça kendine gelen ve kendini sevdiren ılık ve olgun bir ortantal. En iyi oryantal, en seksi gourmand, en iyi parfüm değil, fakat gidişatı ve oturuşuyla gerçekten başarılı bir parfüm. Keşke kullanılan bazı notalar daha kaliteli ve doğal olanlarından seçilseymiş o zaman yeri bambaşka olabilirdi. Hiç kaybolmayan, yüksekten başlayıp, az hissedilire düşen daimi sentetiklik nedeniyle üst sınıf bir parfüm olarak kabul etmem mümkün değil. Bir de kokusu çok orjinal, bulunmaz bir koku değil. Ama; birinci sınıf parfümler, sonra onların ardından gelen üst sınıf parfümler varsa, bu da onların ardından gelen gruba girecek, olmuş bir parfüm. 


Fark edilirliği oldukça yüksek. Hem çevreniz, hen kendiniz her an parfümü algılıyorsunuz bu da memnun eden önemli bir faktör. Kalıcılık ise başta umut verse ve çoğu yorumcu yüksek puan verse de, bende 4 saat kadar olarak ortalamaydı. Belki sizde farklı olabilir. Tatlı ve ılık bir oryantal olarak haliyle sonbahar ve kış kullanımına uygun. Günün her saati kullanılabilir ama akşam ve gece vakti daha yakışacağını düşünüyorum. Özel anlarda da hoş bir çekiciliği olacaktır. Yaş gurubu olarak hemen her yaşa gidebilecek bir ürün. Parfümde bir iki çıta atlamış hemen herkese önerebilirim ama analiz edebilecek kapasitede olmanız lazım yoksa tam anlamayıp burun bükebilirsiniz. Onun dışında oryantal ve gourmand sevenlere, tatlı parfüm meraklılarına özellikle denemelerini tavsiye ederim.Tek sorun fiyatını düşündüğümde kendisini o kalibrede bulamamam, sonuçta yarı fiyatına çok daha sofistike Manceralar alabiliyorsunuz.