31 Mart 2013 Pazar

Mancera - Cedrat Boise (2011)

"duru halinden dolayı kokusunu içinize derin derin çekseniz bile hiç rahatsız etmiyor.."  
 


Hem ülkemizde hem de dünyada az bilinen Fransız Mancera firması aslında Montale’in alt markası. Yaratıcısının Pierre Mancera olduğu söylense de bu bana pek inandırıcı gelmiyor. 19 çeşit parfümü olan markanın parfümlerinin 16’sı üniseks. Yine parfümlerinde kullanılan içerikler, koku tarzı ve hatta adları dahi Montale parfümlerine oldukça benziyor. Parfümlerinin fiyatları Montale parfümlerinden daha ucuz. İncelediğim parfüm markanın hafif tip parfümlerinden, 2011 çıkışlı parfüm bir aromatik turunçgil. Üniseks olarak sunuluyor.

Cedrat Boise’ in harmanı:

üstte: limon, bergamut, kuş üzümü, baharatlar, sucul notalar
ortada: meyve notaları, yasemin, silhat
altta: sandal ağacı, sedir, süet, meşe yosunu, beyaz misk, vanilya


notalarından oluşuyor. Şimdi ben harmana baktığımda aoud serisinden sonra şöyle daha avrupai notalar gördüğüme seviniyorum. Turunçgilli başlayıp, çiçeklerler devam eden ve deri, misk ve meşe yosunu gibi notalarla kıvama gelen klasik parfümleri seviyorum. Ki çoğumuzun alışık olduğu klasik koku tipi de böyle zaten. Harman kalitesi tam olarak normal marka ürünlerle aynı kalitede ve avrupai. Önceden yazdığım montale parfümleriyle kıyaslanacak bir ürün değil. Zaten fiyatlar da buna göre. Harmanda bariz bir sentetiklik yok. Yüksek kalite hissiyatı yok misal bir CK’da, Givenchy’de ne buluyorsanız o, bir niche kalitesi beklemeyin. İyi bir Gucci’nin, guerlain ya da creed’in harman kalitesi bundan daha yüksek çıtada. Ancak oturduktan uzun süre sona ilginç elegant bir hale geliyor. Köşelilik, sertlik yok. Notalar oldukça iyi karışmış, hatta belki fazla iyi karışmış, bazen notaları tek tek alabilseydim diye hayıflanmıyor değilsiniz. Genel olarak memnun edici diyeyim. Çekingen ve tene yakın kalan bir harman. Kesinlikle bir edp gibi davranmıyor daha ziyade edc karakterinde. 
 
 

İlk sıktığınızda, anlık olarak bileğinizi yalamak isteyeceğiniz kadar güzel bir ekşi taze limon kokusu ile birlikte kakaomsu kuş üzümü ile açılıyor. Sanırım içindeki kimyon ya da tarhun baharatından dolayı limonu hafif buruklaştırıyor. Ama ilk sıktığınızdaki ekşi taze limon kokusu çok canlı ve doğal. Koku hemen ipeksi bir hal alıyor. Yoğun, sert bir yanı yok. Alttan sedir ve silhat notaları da duyulabiliyor. Aslında bu limoni kakaomsu açılış bana armani he’yi hatırlattı. Orta harmanda kullanılan yasemin hidrosolü, normal yağ esansının vereceğinden çok daha hafif olacak şekilde bir çiçeksilik veriyor. Aslında bu limon, kuş üzümü, baharat yasemin ve sedirin bütün karışımı bazı parfümlerde rastladığımız hafif koyu, hafif buruk menekşe kokusunu çağrıştırıyor. Bunda biraz süet'in de katkısı var. Birden fazla notanın birleşerek tek bir başka kokusu andırması çok olağan dışı bir durum değil. Üst harmanda yazan baharatlar ile ortadaki meyve notalarından bariz bir şey algılamıyorsunuz. İlk yarım saat hafif limon, kuş üzümü, çok sulandırılmış yasemin, çok derinden hafif silhat ve sedir notaları var. Ama tek nota olarak düşünürseniz taze bir menekşeye çok benzeyen bir koku bu. Net isterseniz; çok hafif limoni, çok hafif nemli buruk odunsu bir koku. Bunun dışında pek bir zenginlik yok. Yarım saat geçtikten sonra haliyle limon, kuş üzümü kokuları oldukça zayıflarken sedir ve süet daha ön plana çıkmaya başlıyor. Bu bir gucci ph I’de gördüğümüz gibi kuru talaşlı bir sedir değil de, daha yumuşak, nemli sanki taze tütünün kokusunu andıran hoş bir sedir. Koku özeti; canlı limon, kuş üzümü ile başlayıp, yasemin ile zenginleşen sonra da nemli yumuşacık sedire ağırlık veren bir koku. Bu halinden uçana kadar da değişmiyor. Ben uğraşsam da meşe yosunu, vanilya, misk, sandal gibi notaları hiç almadım. Yani alt harman yok gibi bir şey. Sentetik olmaması ve duru halinden dolayı kokusunu içinize derin derin çekseniz bile hiç rahatsız etmiyor.


Koku, yapı olarak biraz zayıf o yüzden bol kullanmayı tercih edeceksiniz. Zaten aromatik turunçgil kokularının büyük bir kısmı bu şekilde gayet hafif. Bu da istenen bir özellik ki, ilkbahar ve yaz gibi zamanlarda rahatça kullanılabilsin. Ama yine de parfümün standart aromatik turunçgillere göre de oldukça hafif olduğunu yazayım. Parfüm çok enerjik ya da hareketli değil ama oldukça yumuşak, temiz ve duru bir kokuya sahip. Ben parfümümle tanınayım, kendini göstersin ürünü değil ama bu taze ilkbahar günlerinde yine o şekilde tazelik ve durulukla uyum sağlayacak hafif bir karakterde. Ben bu parfümde, çoğu kokuda uzun zamandır almadığım bulgari ph’deki elegant havayı buldum. Sanırım bu da sedir ve süet'in yumuşak kombinasyonlarından geliyor ki tecrübe ettiğim en güzel kombinasyonlardan biri. Bu sade elegantlık oldukça hoşuma gitse de, benim için fazla sönük yapısından dolayı istemeye istemeye bir kenara itiyorum. Keşke biraz daha fark edilir olsaymış.

Özetle; bir niş olduğunu unutup standart bir marka parfümü gibi bakarsanız, çok hafif, temiz ve duru yapısıyla gayet beğenilesi yazlık bir parfüm. Bir L’eau D’Issey’i iki kat sulandırıp hafiflettiğinizi düşünün. Böyle bir sadelik ve hafiflik, belki de bir başka deyişle zayıflık. Dolgun kokuları sevenlere göre değil. Çok karakterli ya da özel bir koku değil ama oturduktan sonra kendine has elegant asil bir kokusu var. Eğer bir kademe daha kuvvetli olsaymış ben de oldukça sevecektim ama bana bu haliyle fazla zayıf bir parfüm. Gene de tatminkar bir parfüm olmuş diyorum.

Fark edilirliği pek kuvvetli değil. Tene oldukça yakın kalmayı seviyor. Kalıcılığı ise çok iyi 8 saat civarı. Keşke edp karakteristiğini fark edilrliğinde de gösterebilseymiş. Uygun yaş gurubu 16-40 civarı diyebilirim. Oldukça hafif ve sade yapısıyla her mevsim, her zaman kullanılabilir. Ama bence en güzel, taze bahar sabahları balkon, teras gibi ortamlarda uyum sağlayacak konfor kokusu. Dışarıda kullanmak için fark edilirliği biraz zayıf. Yukarıda yazdığım gibi arada bir değişiklik olması amacıyla çok hafif ve sade kokuları sevenlere rahatlıkla önerebilirim. Dolgun, kompleks ya da kendini gösteren kokuları sevenlere ise oldukça hafif kaçacaktır. Fakat o bahsettiğim oturduktan belli bir süre sonra verdiği özel havayı tatmak için bir şekilde bulup deneyin diyorum. Bakarsınız çok seveceğiniz bir parfüm olur.

Montale - Wood & Spices (2009)

"ben montale kullanacaksam daha kompleks ve özel hissiyatlı bir ürünü seçerdim.." 




Sırada yine Montale’dan wood & spices var. Çıkışlı parfüm yine üniseks. Baharatlı odunsu olarak sınıflandırılan parfüm önceden incelemelerini verdiğim aoud serisinden daha hafif bir koku karakterine sahip.

Wood & Spices’ in harmanı:

Öd ağacı, kabe samanı, sandal ağacı, tütsü

Olarak verilmiş. Oldukça sade görünen bir harman. Nette parfüm için çok sert eleştirilerin yer aldığınız, “çöp” olarak değerlendirildiğini, harmanının tamamen sentetik olarak görüldüğünü okuyabilirsiniz. Şu bir kesin bu parfüm de bir edp olmasına rağmen aoud serisindeki çok yoğun ve ağır esans karakterine sahip değil. Daha alışık olduğumuz edt karakterinde. Yani bunu sıkan kimse ilk başta yoğunluğundan ya da ağırlığından dolayı burun bükmez. Misal white aoud bana göre esans kuvveti açısından bundan 3-4 kat daha kuvvetli ve buhranlı. Black aoud ise 2-3 kat. Harman çok sade olduğu için size çok detay, çeşitlilik sunmuyor. Direk sıkıcı diyemem ama bir niş parfümden biraz daha zenginlik bekliyorsunuz. Harmanda az nota da olmasının sayesinde köşelilik ya da öne çıkan nota yok. Aoud serilerine göre daha iyi yoğrulmuş. Gelelim sentetiklik konusuna; hafiften bir sentetiklik var ve bu tütsü notasından dolayı gelmekte. Yoksa kabe samanı, sandal ve öd notalarının doğal koktuğunu söylemeliyim. Ama özellikle black aoud’daki kadar net ve temiz değiller. Zaten hiç bir nota da o şekilde kendini vurucu şekilde göstermiyor. Sakin azar azar tıpkı bir edt gibi.

Açılış kabe samanından çok alışık olmadığımız bolca tatlımsı limoni bir hafiflik eşliğinde alttan sandal ağacı ile başlıyor. İlk açılışta öd kendini tatlı balzamsı odun olarak değilde, çok hafiften ilaçsı olarak gösteriyor ama derinden. Bir beş dakika geçtikten sonra kabe samanının verdiği limoni ferahlık etkisini kaybetmeye başlıyor ve çok hafif pudramsı bir tatlımsılık eşliğinde sandal ve tütsü karışımı daha belirginleşmeye başlıyor. Bu pudramsılık ve tatlımsılık asla white aoud’daki gibi buhranlı değil. Dedim ya edt gibi sakin. Açılıştan itibaren bir yarın saat geçtikten sonra parfüm artık oturuyor. Kabe samanı artık çok az kalırken sandal/öd karışımını ara sıra tütsüye aroma verirken alıyorsunuz. Artık bu kısa sürede oturan harmanın asıl notası tütsü oluyor. Parfümün net kokusu da çok hafif limoni, çok hafif balzamsı pudramsı aroma eşliğinde tütsü. Tene yakın ve bağlı kalıyor. Belirli bir oranda hoş bir sıcaklık sağlıyor. Koku olarak beğenmeyen az olacaktır. Sorun biraz fazla az ve öz olan harmanı, komplekslikten uzak olduğundan, heyecan da yaratmıyor.

Şimdi, odun ve baharatlar denince aklınıza gelen gucci ph I gibi baharatlarla desteklenen net odun kokusu bekliyorsunuz ama bu wood & spices’ ta söz konusu değil. Aldığınız daha ziyade hafif pudramsı bir tütsü karakteri. Buna neden olan sandal ve öd notalarının daha geri planda tutulup tütsü notasının daha ön planda olması. Dolayısıyla açılıştan itibaren sırasıyla kabe samanı, öz, ve en son sandal kademe kademe ama çok da yavaş olmayan bir biçimde sönümlenirken, tütsü ise daha belirginleşiyor. Ha bu çok sorun değil benim için çünkü ortaya çıkan koku güzel, hala kabe samanının hafif canlılığıyla zenginleştirilen, çok hafif, derinden sıcakça tatlımsılık veren ve tene yakışan bir tütsü. Kokuda öyle bir bayma, aşırı ağır ya da tatlı olma durumu yok. Gerçekten netteki yorumların gereksiz sert olduğunu düşünüyorum. Ben ne aşırı sentetiklik, ne çöp denecek bir vasatlık buldum. Ha evet bir black aoud’dan sonra parfümün aynı üreticiden çıktığını görmek şaşırtacak kadar fark var. Black aoud ‘da kullanılan esansların yoğunluğu ve kalitesinde, verdiği kalite hissiyatına gerçek bir niş izlenimi verirken, wood & spices’ ta bu hissiyat yok. Normal ama fena da olmayan bir raf parfümü kullandığınızı düşünüyorsunuz. Ama ucuz ya da kalitesiz kokmuyor. Basit ve gündelik diyeyim. Bazıları Nikos Sculpture’a benziyor demiş. Evet katılıyorum ama şöyle düşünün bu parfüm bir sentetik bomba olan sculpture’un, kalitesi ve özenilmişliğiyle 3 gömlek üstü kalitesinde iyi bir varyantı diyeyim. Ya da tam tersi durum. O bakımdan sculpture’un kokusunu beğenip de çok sentetik bulanlar wood &spices’ı çok seveceklerdir.

Özetle; tütsüdeki hafif sentetikliği dışında ciddi bir eksisi olmayan bir parfüm olmuş. Asıl konu ise bu bir montale dedirtecek hissiyatı veriyor mu? Bence vermiyor. Üst sınıf bir parfüm değil de, hepimizin çoğunlukla kullandığı ortalama raf parfümlerinin kötü olmayanlarından biri gibi. Bu bakımdan bence tatminkar bir parfüm olmuş. Genele uygun. Ama ben montale kullanacaksam daha kompleks ve özel hissiyatlı bir ürünü seçerdim. 
Fark edilirliği en fazla ortalama. Tene yakın kalmayı seviyor. Kalıcılığı iyi. Uygun yaş gurubu 20 ve üzeri. Evrensel ve herkese uygun. Bazı yorumcuların aksine ben o kadar feminen bulmadım, bence net bir üniseks. Uygun kullanım zamanı sonbahar ve kış olacaktır. Çok sıcak ya da çok tatlı değil ama sonuçta bir miktar tatlılığa sahip bu da ilkbahara pek gitmeyecektir. Tene yakın olmasından dolayı iç mekanlarda, yakın temasın olduğu yerlerde tavsiye ederim. Günün her zamanı kullanılabilir. Hafif tatlımsı, hafif sıcak kokuları seven kullanıcıların denemesini tavsiye ederim. Bunun dışından kalan genel kullanıcı grubu da büyük beklentiye girmeden denerlerse çoğunluğun buruk bükmeyeceği bir parfüm. Fakat parfüm gurmelerine hafif gelecektir.

28 Mart 2013 Perşembe

Montale - White Aoud (2007)

"sucul bir parfüm sıkar gibi sıkarsanız kendinizi ve çevrenizi imha edersiniz.."



Black incelemesinden sonra hemen kontrast olması açısından white aoud incelemesini yapmak istiyorum. White aoud’da tıpkı kardeşi gibi daha popüler ve bilinen Montale parfümlerinden. Onun incelemesinde montale’in nasıl bir üretici olduğu ve köklerinden bahsettiğime göre bunu artık daha hızlı ve net şekilde değerlendirebiliriz. White aoud’da tıpkı black versiyonu gibi odunsu çiçeksi misk tipi ve üniseks olarak sınıflandırılmış.Koku karakteristiği olarak yine odunsu çiçeksi miskten oldukça uzak oryantalvari bir karakterde. Parfümün çıkış yılı 2007. Gerek isim ve rengi, gerek de içerdiği notalara göre black’in tam zıttı, yumuşaklık ve temizlik/pürüzsüzlük karakteri olan bir parfüm beklentisi yaratıyor, bakalım öyle mi.

White aoud’ un harmanı:

üstte: yasemin, gül
ortada: safran, öd ağacı, kakule, kabe samanı
altta: amber, odunsu notalar, silhat, sandal ağacı, laden reçinesi, vanilya


notalarından oluşuyor. Şimdi bu harmana kim baksa, yumuşak, sıcak, sakin ve kibar yapılı tatlımsı bir parfüm beklentisi içine girer. Kabe samanı dışındaki kullanılan bütün esanslar hafif tatlımsılık veren, rayihalı ya da balzamsı kokulara sahipler. Parfümde sentetiklik yok, notalar kaliteli -ancak- esans oranı çok çok yüksek olduğundan oranı kaçırırsanız kolayca bir sentetik parfümmüşçesine burnunuzu büküp, başınızı ağrıtabilecek bir yapısı var. Net şekilde ağır bir parfüm. Kullandığım esans olarak en kuvvetli koku bu olsa gerek. İyi okumanızı öneririm öyle böyle değil, bir edp’den ziyade saf parfüm karakterinde. Bana bir şey olmaz deyip bolca sıkıp kendinizi baymayın. Bence fazla kuvvetli olmuş bir parfüm. Daha kullanılabilir olması için edt hatta edc formatında olması lazımmış. Bunun kaliteyle alakası yok, bu kadar buhranlı yaparsanız kullanacak kişiyi de zor bulursunuz. Kokusunda black'teki hafif hacı yağsı izlenim ilk saniyeler dışında hiç yok.

Parfüm; şişesinde esans olarak oldukça kuvvetli. Daha kapağından tatlı tatlı kokusunu alıyorsunuz. Bu aşamada bana Guerlain Tonka Imperiale’ i hatırlattı. Hadi bakalım dedim ama sonunda alakaları olmadığı ortaya çıktı. Parfümü sıktığınızda ise sizi çok kuvvetli ve yoğun bir öd, vanilya karışımı karşılıyor. Sıcak ve gayet tatlı bir koku. Sıktığınızda hemen bolca buruk, YSL M7’da gördüğümüz ilaçsı bir karakter karşılıyor. Bir yandan kokunun yüksek kalitesiyle böyle çarpmasına şaşırırken, bir yandan da bu ilaçsı yoğun kokunun kuvvetine şaşırıyorsunuz. Bu buruk, otsu ilaçsı kokuyu safran, öd, kakule ve silhat’ın karışımı veriyor. Safranın nasıl koktuğunu biliyorsunuz. Silhat’da kuru, topraksı/çürük ağaç gövdemsi demiştik. Kakule de koyu yeşil, sıcak ve buruk aromatik bir kokuya sahiptir. Bu üçü dolgunca birleşince böyle otsu ilaçsi kuvvetli bir karışım çıkmış. Bunun çok hoş olduğunu söyleyemem. Kaba ve buhranlı bir patlama. İlk saniyelerde vuran tatlı ve patlayan öd çok güzel ama daha ilk dakikadan itibaren bu üçlünün egemenliği altında ezilip gidiyor.

İlk sıkış sonrası bu ilk dakikalar gerçekten kuvvetli ve bayık. Yani öyle sucul bir parfüm sıkar gibi sıkarsanız kendinizi ve çevrenizi imha edersiniz. Black aoud’un açılışı da kuvvetli ama bu denli öldürücü değil. Bir 10 dakika geçtikten sonra silhatın buruk çürük odunsu kokusu azalıp safran ve kakulenin plastiğimsi karışımı netleşiyor. Böylece o otsu ilaçsı hava yumuşamış oluyor. Tüm bu süreçlerde vanilya ve amber dipten hep tatlılık veriyor. Dakikalar geçtikçe bu ağır, aşırı kuvvetli tatlı vuruculuk azalıp, parfüm daha yumuşak ve kibar hale gelmeye başlıyor. Yarım saat kadar geçtiğinde artık iyice amber ve vanilyanın lezzeti ortaya çıkmaya başlıyor ve parfüm farklı bir karaktere bürünüyor. Açılıştaki o, kodum mu oturturumcu, ilaçsı canavar gidiyor, biraz pudramsı, amber ve vanilya tatlılığında tatlı yumuşak bir kokuya dönüşüyor. Safran da duyulan notalar arasında. Bu aşamada yaseminden dolayı biraz fazla feminen ama çok rahatsız edici derecede değil. Parfümlü kadın pudrası tarzı bir tatlılık pudramsılık var. Hani oriflame’in parfümlü pudraları gibi.


Açıkçası ilk saniyelerdeki hali dışında bu parfümde gül notası pek de belirgin değil. Öd de kendi halinde gerilerde. Kokuya asıl hakim notalar vanilya, amber, safran ve sonra da kakule ile yasemin. Açılıştan 1 saat sonra artık laden ve sandal ağacı da kendini göstermeye başlıyor. Kabe samanı dışında hepsi tatlı esanslar ve dolayısıyla da koku hep o şekilde. Kabe samanı’nı ben algılamadım. Parfüm artık oturup devam etmeye başladıktan sonra pudramsı amber/vanilya karışımı (ki buradaki kehribar olan amber) tekdüze tatlılıklarıyla sıkıcı olmaya ve üniseksliliğini sorgulatmaya başlıyor. Tam 2 saat geçtikten sonra gerçek anlamda yumuşak kabul edilir bir hale geliyor ki bir parfümün yumuşaması için 2 saat geçmesini beklemek çok uzun bir süre. Ayrıca şunu da söylemeliyim 3,5-4 saat geçtikten sonra parfümünü ana karakterinin çoğu artık uçmuş oluyor ve elinizde sadece vanilya kalıyor. Bu sade vanilya kokusu haliyle çok daha kalıcı 6-7 saat kadar. Dolayısıyla aktif kalıcılık 4 saat, sonrası dolaylı kalıcılık diyebilirim. Black Aoud tek bir esanstansa daha kendi kokusuyla kalıyordu.

Şöyle bir genel olarak baktığımda; black oud gerçek anlamda bir uniseks iken, white aoud kendini daha bariz bir feminen parfüm olarak göstermekte. Benim gibi saf maskülenleri sevenleri geçelim zaten, genel zevkleri olan normal kullanıcıların da biraz fazla feminen bulacağını düşünüyorum. Koku karakteristiği açısından black; gül/öd kombinasyonunu tema yapıp diğer notalarla zenginleştirmişken, white; vanilya/amber kombinasyonunu tema yapıp diğer notalarla zenginleştirmiş. Montale; black ve white aoud’u uniseks olarak sunmuş ama ben siyahı erkek, beyazı kadın gibi bir çift olarak görüyorum.

gelin ile damat :)

Beyaz çoğu kuvvetli kadın parfümündeki gibi çok kuvvetli yapıya, pudramsı vanilyamsı açık bir kokuya sahip ve oldukça feminenken, siyah daha koyu, daha şehvetli ve dürtüleri harekete geçiren, daha az tatlı ve daha az kuvvetli, daha erkeksi bir yapıda. İkisi arasında kalsam benim tercihim tereddütsüz black aoud olurdu. Çünkü bana göre white aoud çok fazla kuvvetli, kolayca bayık olabilen, uniseks için biraz fazla feminen ve fazla tatlılığıyla daha çabuk sıkabilecek bir parfüm. Ayrıca oturduktan sonra elinizde kalan vanilya teması da çok orijinal bir koku değil. Böyle ağır ve tatlı vanilyalı parfümleri seven kadınlara iyi bir tercih olabilir ama genel erkek kullanıcılar tercihlerini black’ten yana kullanmalılar diye düşünüyorum. 
parfümün teması benim için gül yada öd değil, vanilya.

Özetle; white aoud yine kaliteli şekilde yapılmış ama hem aşırı kuvvetli esansı, hem de başlangıçtaki köşeli ilaçsı yapısı ve sonrasındaki çabuk sıkan tatlı vanilyamsı haliyle benim hoşuma gitmedi. Kötü bir parfüm değil ama harmanının daha rafine ve iki kademe daha seyreltik hale getirilmesi gerekiyor. Bu ağır haliyle düzenli kullanıcı kitlesi bulması oldukça zor olacaktır. Black aoud' a göre hemen her açıdan daha vasat buldum.

Fark edilirliği iyi ama black kadar değil. Kalıcılık ortalama üzeri diyelim. Uygun yaş grubu 25 üzeri diyorum. Biraz ağırca yapıya sahip. Soğuk kış günlerinde kullanılacak sıcak , tatlı ve ağır bir koku. Her zaman çok az miktarda bir, hatta yarım fıs olarak uygulanmalı. Mümkünse dış mekanda kullanılmalı. Final fikrim; daha ziyade bir kadın parfümü olduğu ama demek değil ki erkekler kullanamaz. Mutlaka bu tip yapıyı seven erkekler de çıkacaktır. Ben bu parfümü; ancak ve ancak çok yoğun, kuvvetli, pudramsı vanilya tatlılığındaki parfümler arayanlara öneriyorum. Bunun dışında kalan genel kesim oldukça temkinli yaklaşmalı ve asla denemeden kör alış yapmamalılar.

Montale - Black Aoud (2006)

"kaliteli, sıcak, koyu bir gül/öd temalı parfüm.."


Nihayet Montale firmasından bir şeyler kullanmanın zamanı gelmişti. Parfüm dünyasıyla yakından ilgili olanların bildiği Montale firması nispeten yeni ancak başarılı bir niche üretici. Aslında böyle deyip de geçmek olmaz çünkü Clive Christian’ı saymazsak; Amouge, Serge Lutens gibi en tepedeki firmalardan bir tanesi. Yani parfümde prestij olarak çıkılabilecek en üst noktalardan biri. Bu markaların altında Creed, Hermes, Guerlain(yeri biraz özel) gibi markalar geliyor. Montale ürünleri genellikle yurt dışında 100 dolardan itibaren başlamakta. Ancak artık ülkemizdeki distribütörü Aeros kozmetik sayesinde Harvey Nichols ve Brandroom mağazalarından alınabilmekte. Bir niş marka için güzel bir gelişme darısı diğer kaliteli niş markaların başına.

Yalnız parfüme geçmeden önce biraz niş parfüm olayı, biraz da Montale hakkında girizgah yapmam gerekiyor ki yanlış değerlendirmelerde bulunmayalım. Markanın babası Pierre Montale 2001 yılına kadar Suudi Arabistan’da kraliyet ailesine özel yüksek kalitede parfümler yapıyor. Daha sonra 2003 yılında Fransa'ya geri dönerek kendi butiğini açıyor ve arap kültürüyle batı kullanıcıların beğenilerini harmanlayarak kendi ürün gamını hazırlıyor. Şimdi, ortadoğuda araplar tarafından en çok kullanılan ağır ve yoğun koku nedir? Evet, hepimiz biliyoruz ki hacı yağı dediğimiz, özünde ittar denilen çiçek ve bitki esansları. Ittar, attar’dan geliyor ki o bizde aktar demek. Attar ise attar of roses’tan geliyor yani bizde kabaca gül esansı. İşin özünde; gül, tütün, öd ağacı vb gibi yoğun esanslı bitkilerin distilasyon yoluyla yağ esansları ayrılıyor ve küçük miktarlarda hazırlanıyor. İşte bu ittar, yani bizdeki adıyla hacı yağı ya da hacı misi. Aşağıda geleneksel ittar yapımını görebilirsiniz.

video


çeşitli ittarlar

Ben dahil hemen hepinizin bu kelimeyi duyunca yüzü buruşuyordur eski anılardan. Haksız da sayılmayız, ittarlar çok güçlü, vurucu, ağır, bayık kokular. Buna sebep olan da içinde alkol kullanılmaması. Müslümanlar alkol içeren kokular kullanılamayacakları için ittarları alkol ile seyreltme imkanları yok. Dolayısıyla ittar ya da parfüm, olabilecek en saf yani en yoğun haliyle sunuluyor. Şimdi biz buna burun büküyoruz ama, dünya genelinde parfüm sınıflandırması da içeriğine göre eau de cologne, eau de toilette, millesime, eau de parfum ve son olarak pure parfum olarak satılıyor. Eğer kullanmış olanlar varsa; saf parfümün yapı olarak ittarlardan hiç bir farkı yoktur. İçine seyreltici katılmamış saf parfüm yağıdır. Dolayısıyla çok kuvvetli çok kalıcı, çok ağır ve pahalı olurlar. Tıpkı ittar, hacıyağı gibi birkaç ml olarak satılırlar ve bir çubuğun ucundan elbisenize sürmenizle 1 hafta kadar kokularını koruyabilirler. Bunlar genelde vanilya, yasemin, gardenya gibi çiçeklerden yapıldığından biraz daha dayanılası olurlar, ittarlar ise öd, gül, tütün gibi ağır kokulu bitkilerden yapıldığından haliyle çok daha ağır ve burun bükücü olurlar. 



Şimdi neden böyle bir giriş yaptım? Çünkü Montale kökü itibariyle ittarların yapımında kullanılan bu gül ve öd gibi esansları bolca kullanmakta. Fark olarak alkol ile seyreltilip daha parfüm haline getirilmiş ürünler ile karşıyız. Bu ne demek? Koku yapısı olarak; habersiz pek çok kullanıcıya ağır ya da hacı yağını andıran çeşit kokular demek. Yurt dışındaki parfüm platformlarına baktığımızda montale’e ve bugün incelediğim black aoud’ a yoğun sevgi beslenildiğini görürsünüz. Tabi bunun nedeni yabancıların kendi kültürlerinde alışık olmadıkları bu koku kültürlerini değişik ve çekici bulması. Bizim sarışın, onların esmer sevmesi gibi. Ki zaten niş mantığına da bakarsak niş; üretim yöntemiyle, adediyle, ürün tipi, kalitesi, fiyatı, tarzı ile o konuyla ilgili çok sınırlı bir kesimin ilgisini çekecek ürün veya bunları üreten üreticiler demek. Dolayısıyla montale’e bu şekilde yaklaşmanız ve bir guerlain, creed gibi genele uygun parfümler üreten standart bir üretici olarak algılamamanız gerekli. Aksi taktirde yoğun karakterli yapılarıyla “bu ne hacı yağı gibi” diye elimizin tersiyle silmemiz işten bile değil.


Evet, bu önemli girizgahtan sonra şimdi parfümü incelemeye geçebiliriz. Black aoud üreticinin en bilinen ve popüler erkek parfümü diyebiliriz. Markanın da en çok satan parfümü durumunda. 2006 yılında üretilen parfüm odunsu çiçeksi misk olarak sınıflandırılmış. Harman yapısıyla bu doğru ama koku karakteristiği daha ziyade oryantal imajında sıcak ve tatlımsı. Üniseks bir parfüm.



Black aoud’un harmanı:


Gül, laden reçinesi, misk, silhat, mandalina, öd ağacı 


notalarından oluşuyor. Sade ama bu tip parfümlerde şaşırtmayan bir durum. Harman oldukça kaliteli. Bu sınıf parfümden bekleyeceğiniz kalitede. Özellikle silhat şimdiye kadar bir parfümde kokladığım en doğal, en net silhat. Bilmeyenler için topraksı, buruk, çürük ağaç gövdesini andıran bir kokusu vardır. Yine parfümün ana teması olan öd çok açık biçimde yerinde. İlk defa öd ağacını da bu kadar net aldım. Herkesin dem vurduğu gül de gül, gül de gül o kadar aşırı yoğun değil. Ha standart bir parfüme göre elbette kuvvetli ve ön planda ama bir buhranlı hacı yağı gibi de değil. Harman genel olarak gayet güzel yoğrulmuş, köşelilik yok, ancak oldukça yoğun ve vurucu. Biraz fazla sıkarsanız bayması, baş ağrıtması işten bile değil. Ama şaşırmamak lazım bu bir eau de parfum ve çok kuvvetli bir edp, dolayısıyla orantılı kullanmak lazım. 




Açılışta direk öd, silhat, laden ve gül eşliği ile çok kuvvetli vuruyor. Sıcak, yoğun, buhranlı bir açılış. Az sürerseniz tatlımsı, biraz bol sürerseniz silhatın topraksı odunsu kokusuyla buruk bir açılış yapıyor. Ben kokunun genelinde mandalina ya da herhangi bir turunçgillik algılayamadım. Açılıştan bir 20-30 dakika geçtikten sonra öd ağacı biraz daha geri plana geçiyor, gül tırmanışa geçerken, silhat neredeyse tamamen kayboluyor. O ilk buruk açılış yerini daha yumuşak, tatlı, reçinemsi sıcak bir hale getiriyor. Reçinemsi dediğime bakmayın ödsü. Öd öyle kokuyor. Reçinemsi bazem ilaçsı tatlı sıcak odun şeklinde. Bu arada belirteyim öd oldukça değerli bir ağaç. Hatta en değerlilerinden birisi. Ağaç; odununu etkileyen küften dolayı kendinde salgıladığı yoğun ve güzel kokulu reçinesi nedeniyle çok değerli. Hatta ağırlığına oranla altından 1,5 kat daha değerli. Dolayısıyla tanrıların ağacı, esansı da sıvı altın olarak da bilinmekte. 


öd ağacı tarımı


Unutmayalım yine özel bir ağaç olarak dünyanın en sert ve yoğun ağacı lignum vitae yani peygamber ağacı da var. Ama o konumuz dışı. Özetinde parfümün ilk çeyreği öd temasında, kalan uzun kısmı kırmızı gül temasında gidiyor diyebilirim. Koyu, tatlı, sıcak güller. Mandalina hiç yok gibi. Misk ise çok çok az, çok yerinde kullanılarak ladenin pudramsı reçine tatlılığıyla birleşerek çok dipten balımsı reçinemsi bir aroma ekliyor. Ama çok az. Asıl tema gül baskınlığında öd. En duyulan notalar sırasıyla gül, öd, silhat.

Parfümle ilgili biraz daha objektif olabilmek adına parfümü çevremdeki pek çok kişiye koklattım. Hiç bir şey söylemeden tek sorum “sadece iyi mi kötü mü kokuyor bunu söyleyin” dedim. Hepsinin ilk yanıtı güzel oldu. Çeşitli notalara benzettiler, peki dedim “hafiften bir hacı yağını andırıyor mu?” o an kime bunu sorduysam yüzleri buruşarak bana evet cevabı verdiler. Bende “yani hafif ve rafine, kaliteli bir hacı yağı gibi yani” diye uzattığımda “evet aynen öyle” dediler. Şimdi bu ülkemizde insanların geçmişten gelen hacı yağı ile olan kötü anılarının hala ne kadar etkili olduğunu gösteriyor. Eğer bizler Türkler olarak hacı yağı tipi kokuları hiç bilmesek inanın bu parfümü ilk andan itibaren çok çok severdik. Çünkü gayet sıcak, gül ve öd ağacının reçinemsi tatlılığında çekici bir parfüm. Ama ne yazık ki eskiden gelen anılar nedeniyle az da olsa bazı kişilerin tepkisi "bu hacı yağı mı" olacaktır.


Şunu net belirteyim; kokunun o kötü, bayan, burun kıran, ortamdan kaçma isteği uyandıran buhranlı hacı yağı kokularıyla alakası yok. Ama koku karakteristiği olarak; gerçekten de benzerlik var. Ama misal bu kadar olmasa da ungaro I’de de buna benzer baskın gül yüzünden böyle benzer bir karakter var, onu da hacı yağı diye atıp geçmemek lazım. Bu parfüm 30lardan kalma yoğun esanslı, kaliteli parfümleri andırıyor. Kişisel beğenime göre benim tercihim olmazdı, bunun nedeni de direk koku beğenimin dışında olmasından. Yoksa sevdiğim bir tarz olsa insanların ne dediklerini umursamadan severek kullanırdım. Çünkü Avrupai bir saf parfümden çok da farklı değil. Ayıca yapısı itibariyle kadınlar da saf parfüm niyetine kullanabilir, elbiselerine az miktarda sürebilirler. Gayet kalıcı olacaktır. Ki zaten parfüm de uniseks. Beğenmeyen çıkmadı, bunu da belirteyim. Koyu, şehvet uyandıran bir yapısı var. Ki bu sadece benim düşüncem de değil. 




Özetle; odun tabirle, kibar ve çok rafine bir hacı yağı, objektif tanımla, tarzında içeriği ve adına uygun olarak gayet iyi hazırlanmış, kaliteli, sıcak, koyu bir gül/öd temalı parfüm. Bir edt konsantresinde çıksaymış belki daha fazla beğeneni olabilirmiş çünkü gerçekten kuvvetli. Genel yapısı ve kalitesiyle fiyatını rahatlıkla hak eden bir ürün olmuş. Ağır olduğundan az ve özünde kullanılması gereken parfümlerden.

Parfümün fark edilirliği çok az da kullansanız oldukça yüksek. Kalıcılığı da gayet iyi. Benim tenimde çok az kullanmama rağmen 5-6 saat kalıcılığı oldu. Bol kullansam bu süre 3 saat civarı daha uzardı ki gayet iyi. Fark edilirlik tüm bu süre içinde hep belirgin. Ml olarak paranızı fazlasıyla karşılayacaktır ve bir şişenin az kullanımla çok uzun süre kullanılabileceğini düşünüyorum. Çok çok az kullanımlarda, misal 1 hafif püskürtmede hem kendinize hem çevrenize rahatsızlık vermeden severek kullanabilirsiniz. Uygun yaş gurubu 25 ve üzeri diyorum. Daha ziyade sonbahar ve kış kokusu. Yazın kesinlikle olmaz, baharın da ancak ilk serin günlerine uygun. Günün ikinci yarısı veya akşam saatlerinde yakışacaktır. 

Bir kez daha söylüyorum sık geçen hacı yağı kelimesine takılmayın, bu; -koku karakteristiğinin- benzemesinden dolayı, direk kokusunun değil. Ben bu kaliteli ve romantik parfümü body kouros gibi tensel hisler uyandıran, gül temasını, sıcak, romantik, hafif karanlık parfümleri sevenlere önceden denemeleri koşuluyla rahatlıkla öneririm. Ama böyle reçinemsi sıcak kokuları hiç sevmiyorsanız, ferah parfümlere meraklıysanız, herhangi bir oryantal parfüme direk hacı yağı tanımlamasını yapıyorsanız uzak durmalısınız. Genel türk kullanıcısı için denemeden kesinlikle alınmamalı diye düşünüyorum. Parfüme haksızlık etmek istemediğim için bu şekilde uzun bir inceleme yazdım, umarım başarılı olabilmişimdir.

26 Mart 2013 Salı

Michael Kors - Michael for Men (2001)

"80'ler klasik centilmen maskülenlerini seven herkesin kolayca ısınacağı güzel bir ürün.."  



Bu Givenchy’e akıl sır erdirmek gerçekten olanaksız. Kendi ürün gamında red, blue label’gibi 5. sınıf market kokusuvari kolonyaları çıkarırken, Michael kors firması için bu kadar iyi bir koku yaratması çok anlamsız. Evet bu parfüm 2001 yılında Givenchy tarafında Michael Kors firması için yapılıyor ve işin komiği parfüm şu andaki givenchy parfümlerinin büyük kısmından daha kaliteli. Benim incelemelerimi okuyanlar kişisel zevklerimin özellikle 80’ler dönemi maskülen kokularından yana olduğunu bilirler. Michael Kors’u da bana bu tip parfümlerden olarak basenotes' da şiddetle önermekteydiler. Hani neredeyse mutlaka dene yoksa döveceğiz artık seni gibisinden. Koku gerçekten 2001’de çıkmış bir 80ler kokusu. İnsan afallıyor nasıl oluyor diye, ama oluyormuş demek ki. Parfümü fragrantica aromatik fujer olarak tanımlamış ama ben oryantal odunsu olduğunu düşünüyorum. Bir aromatik fujerde bulunması gereken lavanta, sardunya, meşe yosunu gibi notaların hiç birine sahip değil. 

Michael For Men'in harmanı:

üstte: bergamut, elemi, tarhun, yıldız anason, kişniş , kekik, kakule
ortada: tütün, süet, tütsü
altta: sandal ağacı, silhat, kuru meyveler ve mürdüm 


notalarından oluşuyor. Harman kesinlikle doğal, hiçbir sentetiklik yok. Bu tür kuvvetli baharatlı kokuların genelinde olan buruk baharat notaları son derece doğal tabi. Notalar oldukça kaliteli ve temiz olarak kullanılmış. Çoğu notayı tek tek algılayabiliyorsunuz. Gerçekten güzel bir iş çıkarılmış. 2000 yılında 80'ler kalitesinde harmana sahip bir parfüm olmuş. Kuvvetli, zengin, dolgun maskülen bir harman. Oturaklı yapısıyla oturaklı kullanıcıları tercih ediyor.

Kokusunu tarif etmem oldukça zor, çünkü hassas burunlu kişiler için tam bir koku ziyafeti sunuyor. Kendisine yoğunlaştıkça farklı bir notayı algılıyorsunuz. Böyle kokuları çok seviyorum. Kokuyu bulmaca gibi çözüyorsunuz. 

Her nota arada bir gelip bir nanik yapıp kaçıyor ama genel bir bütün olarak karşınızda duruyorlar. Bazen elemiyi, bazen mürdüm eriğini, bazen tarhun’u algılıyorsunuz. Ama koku 80'lerin alışılageldik baharatlı/aromatik odunsu kokularından. Aklınıza tatlı oryantaller gelmesin öyle değil.  Sert değil, bayık değil, tatlı hiç değil. Ama maskülen, öyle elini atan kadının kullanabileceği bir koku değil, bariz erkek kokusu. 


Açılışı koyu ve kuru meyvelerin anason kakule gibi yarı buruk/yarı aromatik kokuları eşliğinde başlıyor. Daha sonra tütün tatlımsı kokusuyla ana tema haline gelmeye başlarken bunları diğer baharatlar ve silhat  desteklemeye başlıyor ve bundan sonra da o şekilde gidiyor. Yani özetle; tütün ve ona destek olan silhat çerçevesinde aromatik baharatlar ve kuru koyu meyvemsi notalarla zenginleşiyor. Herkese ve her yaşa gitmez. Klasik maskülen tipi bir koku olduğunu bilin. Yine başarısını anlayabilmek ve harmanındaki o doğal notaları net şekilde algılamak için biraz deneyim istediğini düşünüyorum. Yoksa yapacağınız yorum "beğenmedim ağır geldi, ben daha fresh bir şey arıyorum"dan ibaret olur. 

Özetle; çıkış yılına hiç uymayacak şaşırtıcı bir kaliteye, zengin ve kaliteli harmanın sonucu olarak da, dolgun ve memnun edici maskülen bir kokuya sahip, olmuş bir parfüm. 80'ler klasik centilmen maskülenlerini seven herkesin kolayca ısınacağı güzel bir ürün. Ben her ne kadar bu dönemin fujer ya da şipre kokularına kayıyor olsam da bunu da gayet beğendim. Hele 2000'lerde çıkmış olduğunu düşünürsek kalitesine şaşırmamak hala elde değil. Ki zaten 2002 fifi'de ödül almış.


Fark edilirliği benim kumral tenimde ortalama üzeri, kalıcılığı ortalama şeklinde.  Yaş grubu olarak 26 ve üstü derim. Yaz dışında her zaman kullanılabilir. 80ler klasik centilmenvari kokularını seviyorsanız mutlaka denemenizi tavsiye ediyorum.

Jil Sander - Jil Sander Man (2007)


"kakaomsu tatlılığa sahip, tütsümsü bir koku.."



 
Alman modaevinin incelediğim ikinci parfümü 2007 çıkışlı Jil Sander Man odunsu aromatik tipinde yenice bir parfüm. Benim her zaman 2000-2002' den sonra çıkan parfümlerin büyük bir kısmının sentetik olduğundan dolayı kötü olma ihtimallerinin yüksek olduğunu söylediğim parfümlere bir örnek olmuş ne yazık ki. Detaylara girmeden önce harmana bakalım.
Jil Sander Man' in harmanında:

üstte: lavanta, bergamut, menekşe
ortada: ada çayı, kabe samanı
altta: deri, sedir ve mürrüsafi

notaları var. Harman için net olarak söyleyebileceğin, kötü, kalitesiz, sentetik ve kötü harmanlanmış olduğu. Biraz köşelilik var. Sürekli öne çıkmaya meyilli kakaomsu bir koku var. Bunun tam ne olduğunu çözemedim. Ancak yapay deri kokusunu vermede kullanılan yanık huş katranı ile mürrüsafi' nin koyu bir karışımları olduğunu düşünüyorum. Her durumda da hoş olmayan, net olmayan, doğal olmayan bir harman olmuş.


Kokuya gelirsek kakaomsu tatlılığa sahip, tütsümsü bir koku bu. Sander For Man'in kakao ile desteklenmiş hali gibi diyebilirim. Ama tatlı kokuları sevenler hemen atlamayın, maalesef sentetik bir kakaomsu bu. Dediğim gibi deri notasını yakalamaya çalışılırken kullanılan yanık katrandan geliyor. Koku biraz dengesiz bazen sander for men’in hoş tatlımsı bir hali gibi gelirken, bazen de sentetik kakao temalı kötü ucuz bir parfümmüş gibi kokabiliyor. Biraz kuru ve pudramsı. Donuk bir kokuya sahip. "Elegant, çok özel" gibi yorumlar yapılmış ama aldanmayın derim. Armani Code'a da benziyor. İkisinde de bu tütsümsü kakaomsu tatlılık var. Ancak jil sander for man code kadar bayık değil. Daha hafif versiyonu gibi.

Özetle, çok olumlu yorumlarına rağmen beğenemediğim, haddinden fazla sentetik ve tatsız bir karaktere sahip akıldan silinen bir parfüm. Çok kötü değil ama bayağı vasat, hele ki sander for man'in güzelliğinden sonra.

Kalıcılık ve fark edilirlik bende ortalamanın altıydı. Uygun yaş gurubu 18-35 civarı diyebilirim. Yaz dışında, günün ikinci yarısı kullanıma uygun. Yukarıda yazdığım özelliklerinden dolayı benim aklımda silik bir şekilde kalan bu kokuyu tavsiye etmiyorum.